Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2025 Pazar

ANLAYAN, ANLATSIN “BARIŞ” NEREDE?

 


Daha yeni "yok yere" 12 şehidimizi toprağa verdik. 

Peki bu şehadetler nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildi? İnternette failler büyük başarıymış gibi, bir kazanın içine attıkları “keleşlerle” zaten fotoğraf verdiler değil mi? 

Başlarına büyük ödüller konulmuş "teröristler de" bir güzel palaskalarını çıkardı, tüfeklerini o kazana attı ve geldikleri yoldan çekip gittiler.

Kimiz biz? 

Burası neresi? 

Ne oluyor? 

Varsa “anlayan” ve “içine sindiren” bana da söylesin. 

Zira söylemler de yorumlar da bana “yapay” geliyor. Dinleyenlerin hafızalarını ve hatta o mağarada can veren şehitleri yok sayarcasına geliyor.

Ortada bir “savaş” varsa ve savaşın bir tarafı Türkler diğer tarafı Kürtler ise, peki bu daha önce söylendi mi? 

Bu “savaşa” neden olan “gerçekler” gerçekten masaya yatırıldı mı? 

Yoksa “gerçekler” rafa kaldırılıp, dayatmalar mı “gerçek” kabul edildi?

Nasıl bir zamandan ve belki de “ilahi imtihandan” geçiyoruz? Tarihin bazı safhalarında “ak” ile “kara” ve “sap” ile “saman” karışmış, karıştırılmıştı, tamam da bu kadar “kör göze parmak” olmamıştı.

Sonda söyleyeceğimi şimdi söyleyim “gördüğümüz inanın görünen değil, duyduğumuz da inanın söylenen” değil.

Havada “başka bir şeyler” var!

Haydi devam edelim şimdi.

Neyin nesi bu “PKK”?

Örgüt, 1978'de Abdullah Öcalan tarafından Diyarbakır, Lice’de kuruldu. Başlangıçta Marksist-Leninist bir çizgide, “bağımsız Kürdistan” hedefliyordu.1980 sonrası Suriye, Lübnan ve Kuzey Irak’ta kamplar kurarak silahlı eğitim aldı ve alırken de dünya emperyalizmden destek buldu. ABD, Fransa, İtalya, Yunanistan gibi…

Tarih: 15 Ağustos 1984  

Yer: Siirt'in Eruh ilçesi ve Hakkâri'nin Şemdinli ilçesi.

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), silahlı militanlarıyla eş zamanlı olarak karakol ve emniyet noktalarına baskın düzenledi. 

Peki neden? 

Amaç, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı “halk savaşı” başlattığını ilan etmekti. 1 asker şehit oldu, vatandaşlar yaralandı. Bu olay Türkiye'de ilk defa PKK’nın adının duyulmasına neden oldu.

1980’LER – 1990’LAR

1987-1992 arası özellikle Güneydoğu Anadolu’da köy baskınları, mayınlı saldırılar, şehirlerde suikastlar yoğunlaştı. 1990’larda PKK, TSK ve korucularla yoğun “gerilla” savaşına girdi. Binlerce asker, polis ve sivil hayatını kaybetti. Devlet “Olağanüstü Hal (OHAL)” uygulandı, köy boşaltmaları, koruculuk sistemi genişledi. Doğru amaçla büyük yanlışların kapıları da ne yazık ki açıldı.

“Uluslararası güçler” 1999 yılında, bir anda “karar değiştirip” ABD’nin desteğiyle Öcalan’ın derdest edilmesini sağladı. 15 Şubat 1999’da Kenya’da Nairobi Havalimanı’nda Abdullah Öcalan, MİT operasyonuyla yakalanarak Türkiye’ye getirildi. İmralı Cezaevi’ne konuldu ve müebbet hapse mahkûm edildi.

PKK kurucusunun yakalanması üzerine 1999’da "tek taraflı ateşkes" ilan etti ve güçlerini Irak’a çekti. Ama “ateşkes” aldatmacaydı ve örgüt için sadece “zaman kazanıp derlenip toparlanma” süreci anlamına geliyordu.

2004’e gelindiğinde “ateşkes” bozuldu ve örgüt “terörüne2004’te yeniden başladı. 

2009 yılında ise yine bir “sürpriz gelişme” gündeme düştü. “Demokratik Açılım, Çözüm Süreci” adıyla yeni bir yola girildi. 

Diyarbakır’da “Habur Olayı” adıyla hafızalardan silinmeyecek ve devletin, devlet olma görüntüsüne zarar verecek anlar yaşandı. Haklı ulusal tepkiler yüzünden bu “garip süreç” sekteye uğradı.

Sadece 4 yıl sonra bir adım da örgüt lideri tarafından atıldı. 2013 yılı Nevruz’unda Öcalan “silahlar sussun, siyaset konuşsun” mesajı verdi. Ardından 2015’te “Dolmabahçe Mutabakatı” ile süreç somutlaşmak üzereydi ama, olmadı, olamadı yine!

PKK destekli HDP’nin 7 Haziran seçimleri sonrası yükselişi sonrasında çatışmalar başladı. Ardından örgüt, bazı kentlerde “öz yönetim” ilan etti, hendek ve barikatlarla şehir savaşları başladı. Devlet bu bölgelerde sert askeri müdahale başlattı (Sur, Cizre, Silopi operasyonları). 

Tüm bu olaylarda olan yine Türk, Kürt demeden yurttaşlara oldu!

Peki “bugünlerde” neler oluyor, yeniden “sorun” çıkar mı? Yoksa içinde “halkın” olmadığı “taraflar”, başka “çalıp” başka mı “oynuyor?

2020’den itibaren bölge konjonktüründe PKK, Irak ve Suriye'deki varlığıyla bölgesel aktör haline geldi. Yurt içi etkinliği azaldı, TSK’nın sınır ötesi operasyonları (Pençe, Kapan serileri) etkili oldu. DEM Parti’nin meşru siyaset kanalı olarak öne çıkması, örgütle arasındaki bağlar tartışma konusu haline de geldi.

2025 Temmuz’unda, PKK’nın sembolik “silah bırakma” açıklamasıyla, belki de 40 yıllık silahlı mücadelenin kapanışı gündeme geldi. 

Süreçle ilgili bir şeffaflık yok ne yazık ki, sadece “muktedirler” konuşuyor ve biz halkın her dediklerine inanmamız bekleniyor.

Oysa 1984 Eruh-Şemdinli saldırıları, sadece birkaç askerin değil, bir ülkenin 40 yıllık gündeminin değiştiği milattır. Bu süreçte 40 binden fazla insan hayatını kaybetti. Milyonlarca yurttaş göç etmek zorunda kaldı, binlerce köy boşaltıldı. Türkiye’nin iç siyaseti, toplumsal yapısı ve dış politikası derinden etkilendi.

ÇÖZÜMSÜZ VE ASIRLIK SORUNLAR 

Peki neden böyle oluyor? 

Gündemde olmayan “başka amaçlar mı” var? Acaba “tarih” didiklense, çok partili hayata geçişimizden bugüne sosyo ekonomik süreçlerimiz yeniden masaya yatırılsa ne olur?

Kim ne derse desin “bu işin içinde başka işler” var! 

O kadar çok can yandı ki… Bu bir çırpıda unutulacak bir gerçek mi? Onca dizi film, sinema filmi, araştırma, parlamento ve meydan konuşmalar, “ip atmalar” ve her şeyden önemlisi yavrusunu kaybetmiş analar babalarla, kolsuz, bacaksız kalmış onca “gazinin” içi nasıl soğur ki?

Ya “şehitlikler” ve o mezar taşlarında yazanlar?

Hani “barış” deniyor ya? Sanki “savaş” varmış da… 

Kahpe terörün” adı “savaş” olmuş da… 

Hani “Türk’le Kürt” savaşıyor muş da? 

Peki “Türk ve Kürt” 40 yıldır savaşıyorsa, onca Kürt arkadaşım nasıl oldu? Hangi Kürt, zengin olmak, mevki makam sahibi olmak istedi de “olamadı”? Bugün genel siyasette, devlet ve orduda, polis ve sağlıkta Kürt soylu yok mu? Odalarda, akademide, pazarda yok mu?

Hem “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” diyeceksiniz hem de “terör" sorununun çözümünde "muhatap" olarak Kürt yurttaşları alacaksınız, anlayan var mı?

Şimdi söyleyin bana iktidar ve ortaklarının muhatabı kimler? Türkler mi Kürtler mi?

Peki asırlardır oynanan “oyunlar” ne olacak?

Köy Enstitüleri’ni kapatanlar sonradan belli ki, “terörün” sebepleridir. 1950 sonrası Kürt yurttaşların yaşadığı Güneydoğu ve Doğu bölgesine mi “hizmet” götürülmüş, yoksa “kuldan kulluk isteyen” feodal düzenciler mi? 

Ağaların, beylerin, şıhların keyfi olsun diye “maraba sistemini” kaldırmış mı 1950 sonrası sağcı, solcu iktidarlar?  

Mezra” denen ilkel yerleşim birimlerinde yaşamayı bölge insanlarına reva görenler ne olacak?

Yıllarca devletten “işletme kredisi” alıp, bölgede fabrika, işletme kuracağına İstanbul mekanlarında "ezen" görgüsüz ağa bozuntularına” ne demeli? 

Okulsuz, hastanesiz bırakılan, gelecek düşleri kurmalarına izin verilmeyen o sessiz insanlar bizim yurttaşımız değil miydi? 

O bölgeden çıkan "siyasetçiler” neden “batıda” yatırım yaptı da doğduğu yerde yapmadı?

“Türk Kürt Kardeştir, emperyalizm ve yerli işbirlikçileri kahpe kalleştir”!

Bugün Ortadoğu yeniden şekilleniyor, hiç olmayacak şekilde İsrail, bölgede "Vadedilmiş topraklar" olarak da anılan "Arz-ı Mevud" peşinde koşuyor?

Merak ediyorum beş yıl on yıl içinde rejimler daha “federal” olup yeni bir sistem peşinde mi emperyalizm? Silahla yapamadığını, yalanla, iftirayla yapamadığını, iç savaşla, katliamlarla yapamadığını acaba “uzaktan kumandalı devletçiklerle mi” yapmayı hedefliyor “emperyalizm”!

Ortada bir “samimiyetsizlik” var ama, “perde açıldı”.

AK Parti, MHP ve DEM Parti “beraber yürümeye” karar verdi.

Aman ne mutlu! Artık “beraber yürüdük üçümüz bu yollarda” şarkısını söylerler!

20 yıl boyunca "PKK ile görüşmedik" diyenler, şimdi Kürt halkına “demokrasi”, “kardeşlik” ve “çözüm” vaazı veriyor üstelik de  “PKK ile anlaşarak”!

Ve İmralı’daki “sözde önderin” gölgesine methiyeler düzen yeni bir düzen…

Ya MHP ne diyor?

Açıkça bir şey demiyor. Ama sustuğu yerde “evet” diyor.

Çünkü “terörü bitirecek her adıma varız” bahanesiyle milliyetçiliği oportünizme rehin veriyor.

DEM Parti ne diyor?

“Bu bir ittifak değil, süreç iş birliği.”

İyi de siz yıllarca “AKP çözümsüzlüğün adresi” demediniz mi?

Şimdi hangi çözümün ortağısınız?

DEM’li Belediyelerle barış yapamayanlarla ülkeye “ne çeşit” bir barış mı gelecek?

DEM “gerçeklerde" samimi olsaydı, “silah bırakıldığında” şehitlikleri ziyaret edip karanfil bırakırdı.

DEM “samimi” olsaydı, 1924’ü değil 1950 ve sonrasını irdelerdi!

Bu sürecin adı: “Barış” değil “uzlaşma”, ama “gerçekte” kiminle, kimlerle?

“Beraber Yürüyenler” gerçekten “terörsüz Türkiye” amacında mı, yoksa son 100 yılın gerçeklerini alabora edip, “Kuvvai Milliye” ve “Atatürk” mefkuresini yok etme derdinde mi? Daha düne kadar “şafak operasyonlarıyla” derdest edilen DEM arkadaş” oldu iktidara, ama hedefte Atatürk’ün “eseri” CHP var artık! 

CHP ise kendi iç dertleriyle öylesine hemhal ki, içindeki “riyakarları” da göremiyor.

CHP’li İzmir Belediyesi bile öylesine tuhaf ki, böyle bir süreçte “100. Yıl” dokulu “anı evini” kapatıyor, “İzmirli Terör Şehitleri” için bir sergi yapacağına mesela “Mutfak Müzesi” kuruyor. Yani “bir elinde cımbız bir elinde ayna umurunda mı dünya” misali!

Bu ülkede “ilkeler” değil, “ikballer” üzerine ittifak kurulur.

Ve ne zaman iktidar zora düşse, “Kürt meselesi” masaya getirilir.

Çünkü bu masa, iktidarların can simididir.

Ama sonunda hep halk kaybeder: Türk’ü de, Kürt’ü de.

Bu bir barış değil, bir pazarlık masasıdır.

Ve halk, yine bu masada yoktur.

Yalnızca seyircidir.

Ama “tarih”, bu sürecin fotoğrafını çekti.

İsimleri, sıfatları, susanları, alkışlayanları not etti.

Ve bu millet, günü gelince sorar:

“Kimlerle yürüdünüz siz o yolları?”







12 Eylül 2024 Perşembe

BUGÜN 12 EYLÜL VE AMACA ULAŞTI EMPERYALİZM YA CHP?

1980'in 12 Eylül'ü #AtatürkCumhuriyeti'ne karşı yapılmış darbeydi ve başarıldı ne yazık ki!

Bugün 12 Eylül öncesini sonrasını, anayasayı, "tontonlu yılları", Milli Eğitim'de "seni kabak gibi oyarım" diyen bakanı, Cumhuriyet'in ekonomi kalelerinin arsıza yüzsüze, papatyalara, emekli faşist askerlere peşkeşini, işkenceleri, faili meçhul cinayetleri, yurt dışına gitmek zorunda olanları, "karıştır barıştır" zorbalıklarını, üç kişinin bir araya gelmesinin sakıncalı sanılmasını, güya demokrasiyi rayına oturtmak için, yaşını büyütüp çocukları asanların Balçova'da ağaçlara kıyıp kendilerine villacıklar yapmasını, “serbest piyasa" denen harami düzeniyle emeklinin muhtaçlık sürecinin başlamasını, vergi yüzsüzlerinin sermesini,  zenginin daha da duyarsızlaşıp, yoksula “köle" olma imkanının sunulmasını ve daha nice olayı hatırlar mıyız bilmem?

Ama eminim, 12 Eylül 1980'de başlatılan "dejenere toplum projesini" ve anayasayla bugüne kadar gelen bazı antidemokratik gelenekleri konuşmayacağız.

Bir yandan Amerikan destekli "Fetö" hainine yol açılırken diğer yandan da ahlak erozyonu başlatıldı. Aile birliğine saldırılar sistematik hale getirildi. Eğitim yobazlaştırıldı ve "biat" temelli "sabır şükür" dayatması başladı. Yolsuzluklar, yüzsüzlükler, cahil inşaatçıların müteahhitlik egemenlikleri başladı.

Ve en acısı 12 Eylül faşizminden çekenlerin bazıları bile, zamanla bu yaratılan sahte toplum düzenine dahil oldular.

Aradan 44 yıl geçmiş. 12 Eylül Amerikan darbesinin yarattığı siyasi kaos bugün ne yazık ki zirvede. Son 20 yıla damgasını vuran “Ak Parti" zihniyetinin formüle edildiği süreç 1980 – 2000 arasıdır. Hatta Fetö hareketinin devlete azar azar sızdığı süreç 2000 sonrası değil 1980 sonrasıdır. Atatürk’ün 1923’de kurduğu “laik, bağımsız, ulusal devlet" sistemi 1946’dan itibaren kemirilmeye başlanmış, 1950 çok partili hayatın başlaması, Celal Bayar’ın alanlarda “Küçük Amerika olacağız” nutuklarının anlamı yıllar sonra ANAP’la anlaşılacaktı.

Bugün Atatürk’ün “iki eserinden" biri olan CHP’nin yaşadığı asıl kimliğinden uzak kimliksizliğin de düğmeye basılması 1980 sonrasıdır. Hatta bugün öylesine içi boş şekilde nutuklar atılmaktadır ki, CHP’nin başında yani Atatürk’ün emaneti koltukta oturan şahıs, temel 6 ilkenin anlamlarını bilmediğini adeta ilan etmiş, bağımsızlığın sembolü olan ekonomik içerikli “devletçiliği" bile isteye ve tabii ki cahilce “halkçılıkla" karıştırabilmiştir.

Atatürk ömrü boyunca feodal düzene karşı savaşsa da, bugün ne yazık k Türkiye siyasetinde bir nevi feodalizm ve bolca nepotizm mevcut. Son yıllarda ki özellikle de CHP’de son genel başkan seçimi sonrası yerel adayların belirlenmesinde parti ağalarının yakınları, arkadaş veya hemşerilik ve tabii ki menfaat odaklı adaylarla yol yürünmüştür. Bugün Türkiye de “yaşam biçimi” şekliyle “demokrasiden" bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki ekonomik zorlukların yaşandığı, milli beka tartışmalarının bitmediği Türkiye’de “demokrasi", sadece parti başkanlarının, toplum "baronlarının" tekelinde, halkı kandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Gelinen noktada Atatürk’ün kurduğu parti, yönetsel olarak “12 Eylül zihniyetiyle" uzlaşmıştır. 

Darbenin 44. Yılında Atatürk’ü en sevdiği kentin belediyelerinde, tarihte eşi görülmemiş bir zulüm, mobing ve sindirme hakimdir. Başkanların çevreleri bilgi, donanım ve liyakatle kendini kanıtlamışlarca değil, yakın arkadaş, okul arkadaşı, onun karısı, parti büyüklerinin yolladığı şahıslarca doludur.  

Düne kadar AK Parti’nin antidemokratik uygulamalar, liyakatsiz atamalar yaptığını haykıran “bugünkü" CHP, bizzat belediyelerinde AK Parti’den daha zalimce davranabilmekte, eleştiriye tehditle karşılık verip, alimleri cahillere, muhteris kifayetsizlere boğdurmaktadır.

12 Eylül 1980’nin üzerinden 44 yıl geçti. Bugün Türkiye “Atatürk’ün Türkiye’si" olmadığı gibi, CHP de Atatürk’ün kurduğu CHP değildir...

Okumak, araştırmak, sorgulamak, tartışmak, dayanışmak, paylaşmak tam da 12 Eylül projesinin istediği gibi toplumda yeri olmayan yaşam tarzlarıdır artık. Ve ne yazık ki bir 12 Eylül’de yine karşılığı olmayan samimiyetsiz mesajlarla gün geçecektir.

CHP’DE BUTLAN DEĞİL, VİCDAN DAVASI

  CHP • KURULTAY • BUTLAN • İÇ SAVAŞ CHP’DE BUTLAN DEĞİL, VİCDAN DAVASI Özgürcü müsün, Kemalci misin? HASAN TAHSİN KOCABAŞ   İzmir,...