Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Ağustos 2026 Salı

CHP’DE BUTLAN DEĞİL, VİCDAN DAVASI

 

CHP • KURULTAY • BUTLAN • İÇ SAVAŞ

CHP’DE BUTLAN DEĞİL,
VİCDAN DAVASI

Özgürcü müsün, Kemalci misin?

HASAN TAHSİN KOCABAŞ  

İzmir, 31 Temmuz 2026 

Türkiye’de siyaset artık sorun çözme sanatı değil, suçlama üretme fabrikası. Fabrikanın en hararetli kazanı da ne yazık ki bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortasına kurulmuş durumda.

Bir tarafta “değişim” diyerek gelenler…

Öte tarafta “arınma” diyerek dönenler…

Bir tarafta Özgür Özel ve yol arkadaşları…

Öte tarafta Kemal Kılıçdaroğlu ve yeniden kurduğu yönetim…

Arada şaibeli olduğu iddia edilen bir kurultay, mahkemeler, savcılıklar, tanıklar, itirafçılar, belediyeler, adaylık pazarlıkları, işe alındığı ileri sürülen yakınlar, dağıtıldığı söylenen paralar, “saray operasyonu” denilerek kapatılmaya çalışılan sorular ve “dış güçler” ambalajına sarılıp önümüze bırakılan sis bombaları…

Sonunda ne oldu?

Atatürk’ün kurduğu parti ikiye ayrıldı. Özgür Özel ve 90 milletvekili 24 Temmuz 2026’da CHP’den ayrılarak YENİ Parti’yi kurdu. Kemal Kılıçdaroğlu ise mahkeme kararıyla CHP Genel Merkezi’ne döndü. CHP’de 44 milletvekili kaldı. YENİ Parti, Meclis’te ana muhalefet konumuna geldi.

Şimdi herkes karşısındakine “hain” diyor.

Peki bu yangını kim çıkardı?

Sadece kibriti çakan mı suçlu, yıllardır binanın içine benzin bidonlarını yığanların hiç mi kabahati yok?

Olayların çıplak kronolojisini hatırlayalım

Yorum yapmadan önce takvimi önümüze koyalım.

Çünkü 1980 faşist askeri darbeden sonra Türkiye’de siyaset, hafızasız toplum yaratmayı amaçladı ve başardı.

28 Mayıs 2023: Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu kaybetti. Muhalefetin “bu kez kesin” diye sunduğu seçim bir kez daha Erdoğan’ın zaferiyle bitti.

Yenilginin ardından CHP’de istifa, değişim ve kurultay talepleri başladı.

29 Mayıs 2023: Ekrem İmamoğlu, “değişim” çağrısını açık biçimde dillendirdi. Başlangıçta bunun yalnız genel başkan değişimi değil, zihniyet ve örgüt yenilenmesi olduğu söylendi.

19 Temmuz 2023: İmamoğlu’nun aralarında Özgür Özel, Bülent Tezcan, Engin Altay, Gökhan Günaydın, Tekin Bingöl, Muharrem Erkek, Selin Sayek Böke ve Onursal Adıgüzel gibi isimlerin bulunduğu çevrim içi toplantının kaydı sızdırıldı. Toplantıda Parti Meclisi’nin olağanüstü toplantıya çağrılması için izlenecek yol ve imza süreci konuşuluyordu. Kılıçdaroğlu cephesi bunu etik dışı ve gizli bir operasyon olarak gördü; değişimciler ise parti içi siyasi çalışmanın doğal parçası saydı.

15 Eylül 2023: Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığına adaylığını ilan etti. “Parti içi iktidarı kazanmak için değil, partimizi iktidar yapmak için adayım” dedi. Yenilginin siyasi sorumluluğunun alınmadığını, parti yönetiminin toplumsal kopuşu görmediğini söyledi.

4–5 Kasım 2023: CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı. Kılıçdaroğlu “sırtımdaki hançerlerle seçime girmek zorunda kaldım” dedi. Özel “hançer yok” diye karşılık verdi. İlk turda Özel 682, Kılıçdaroğlu 664 oy aldı; ikinci turda Özel 812 oyla genel başkan seçildi, Kılıçdaroğlu 536 oyda kaldı.

19 Kasım–22 Aralık 2023: Kurultayda oylamaya hile karıştırıldığı iddiasıyla Bursa’da yapılan ilk başvuru, yetkisizlik kararıyla Ankara’ya gönderildi.

Ocak 2024: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi çerçevesinde soruşturma başlattı.

Ocak–Şubat 2024: CHP’nin yerel seçim adayları merkez yoklaması, örgüt değerlendirmeleri ve anketlerle belirlendi. İzmir’de Tunç Soyer’in yerine Cemil Tugay’ın aday gösterilmesi; Hatay’da Lütfü Savaş’la devam edilmesi; bazı ilçelerde “ithal aday” ve ön seçim tartışmaları parti içinde kırgınlık yarattı.

31 Mart 2024: CHP yüzde 37,7 civarında oyla Türkiye genelinde birinci parti oldu; 14 büyükşehir ve 21 il belediyesi kazandı. Bu sonuç Özel yönetiminin en güçlü siyasi meşruiyet dayanağına dönüştü.

23 Nisan–2 Mayıs 2024: Erdoğan ile Özel arasında önce Meclis’te kısa temas, ardından AKP Genel Merkezi’nde görüşme gerçekleşti. Kılıçdaroğlu “Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir” dedi. Özel ise “hem müzakere hem mücadele” çizgisini savundu.

Mayıs 2024: CHP’li bazı belediyelerde akraba ve yakın atamaları gündeme geldi. Özel, Bursa, Balıkesir, Kırşehir ve Yüreğir’deki bazı atamaları geri aldırdığını açıkladı.

14 Şubat 2025: Kurultayın iptali için ayrı mahkemelerde açılan davalar Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde birleştirildi.

17 Nisan 2025: Hukuk davasının ilk duruşması görüldü. Dava 26 Mayıs, 30 Haziran ve 15 Eylül’deki celselerle devam etti.

6 Nisan 2025: CHP, “İrade Milletindir” sloganıyla 21. Olağanüstü Kurultayı topladı. Özel tek aday olarak 1171 geçerli oyla yeniden seçildi. Davacı taraf bu kurultayın çağrısını da, 38. Kurultay’dan doğan yönetim yaptığı için geçersiz saydırmak istedi.

3 Haziran 2025: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianame kabul edildi. Ekrem İmamoğlu, Cemil Tugay, Özgür Çelik ve Rıza Akpolat’ın da aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında “oylamaya hile karıştırma” suçlamasıyla dava açıldı.

21 Eylül 2025: CHP 22. Olağanüstü Kurultayı yaptı ve Özel yeniden seçildi. Davacılar bunun da ilk kurultaydaki sakatlığı gideremeyeceğini savundu.

24 Ekim 2025: Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, Lütfü Savaş yönünden aktif husumet yokluğu, diğer davacılar bakımından davanın konusuz kalması gerekçesiyle iptal taleplerini reddetti.

29 Kasım 2025: CHP 39. Olağan Kurultayı gerçekleştirildi. Parti programı ve tüzüğünde değişiklikler yapıldı; Özel yönetimi siyasi çizgisini yeni bir kurultayla güçlendirmeye çalıştı.

21 Mayıs 2026: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, ilk derece kararını kaldırdı; 38. Kurultay’ı mutlak butlanla sakat saydı, sonraki kurultayları ve kararları hükümsüz kabul etti. Özel yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına, Kılıçdaroğlu ve kurultay öncesi organların görevi devralmasına karar verdi.

22–30 Mayıs 2026: Kılıçdaroğlu “en uygun zamanda kurultay” mesajı verdi; Özel “en kısa zamanda” kurultay istedi. Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e dönerken Özel, Ankara’da destekçileriyle yürüyüş ve miting yaptı. Karşılıklı “arınma”, “işgal”, “meşruiyet” ve “saray operasyonu” suçlamaları sertleşti.

Haziran 2026: Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkındaki kurultay ve Antalya adaylığıyla ilgili soruşturma dosyaları yetkisizlik kararlarıyla Ankara’ya gönderildi. Parti içindeki kurultay çağrıları sonuç vermedi.

1 Temmuz 2026: Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki kurultay ceza davasında Adem Soytekin tanık olarak dinlendi. Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesinin butlan gerekçesini ceza dosyasına istedi ve duruşmayı 16 Eylül’e bıraktı.

17–26 Temmuz 2026: Butlan dosyası Yargıtay’a ulaştı; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi dosyayı ön incelemeye aldı.

24 Temmuz 2026: Özgür Özel ve 90 milletvekili CHP’den ayrılarak YENİ Parti’yi kurdu. Böylece CHP’deki iç savaş, parti içi hizip kavgası olmaktan çıktı; ayrı parti ve ayrı Meclis grubu gerçeğine dönüştü.

İlk kırılma: 2023 yenilgisi ve yapılamayan medeni devir teslim

Hikâyenin başlangıcı 4–5 Kasım 2023 kurultayı değildir.

Başlangıç, 2023 genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından CHP’nin dürüst bir yenilgi muhasebesi yapamamasıdır. Burada özellikle Ekrem İmamoğlu ve kurduğu kliğin hırslarını da ileride siyasi tarihçiler inceleyecektir. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatındaki bilinmeyenler, ileride belki önemli araştırma konuları da olacaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca partiyi yönetmiş, ittifaklar kurmuş, “helalleşme” demiş, devletin karanlık ilişkilerine karşı çıkışlar yapmış bir genel başkandı. Bunları inkâr eden haksızlık eder. Ama 2023 yenilgisinden sonra yapılması gereken şey, yenilginin bütün sorumluluğunu danışmanlara, ortaklara, seçmene ya da “hançerleyenlere” yüklemek değildi. Yapılması gereken, takvimli ve şeffaf bir geçişi başlatmaktı.

Kılıçdaroğlu bunu yapmadı.

Özgür Özel de gökten zembille inmedi. Yıllarca Kılıçdaroğlu yönetiminin en görünür isimlerinden biriydi. Grup başkanvekilliği yaptı, kararların içinde bulundu, sonra birden “değişim” bayrağını eline aldı. Değişimin lokomotifi ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu.

Yani bu, yalnızca fikirlerin yarıştığı masum bir yenilenme hareketi değil; belediye gücünün, örgüt gücünün ve gelecek cumhurbaşkanlığı hesabının da yer aldığı bir iktidar değişimiydi.

Kılıçdaroğlu kurultay kürsüsünde “sırtımdan hançerlendim” dedi. Özel ve değişimciler de yıllardır birlikte yürüdükleri genel başkanlarını sandıkta devirdi. İlk turda Özel 682, Kılıçdaroğlu 664 oy aldı. İkinci turda makas açıldı; Özel 812, Kılıçdaroğlu 536 oyda kaldı.

Sandık sonucu açıktı.

Ama sandığa giden yolun temiz olup olmadığı sorusu kapanmadı.

“Değişim” nasıl örgütlendi?

Değişim hareketinin başlangıçtaki iddiası yalnızca “Kemal Bey gitsin, Özgür Bey gelsin” değildi. Parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, ön seçimin yaygınlaştırılması, gençlerin ve kadınların karar mekanizmalarına taşınması, iki dönem kuralı, örgütün söz sahibi olması ve CHP’nin yalnız kıyıların değil Anadolu’nun da partisi haline gelmesi vaat edildi.

Kulağa güzel geliyor.

Ancak yöntem, daha ilk aylarda vaatle çelişti. Temmuz 2023’te sızdırılan çevrim içi toplantı, değişimin tabandan kendiliğinden yükselen bir dalga olmaktan çok; deneyimli parti yöneticileri, milletvekilleri ve belediye gücü çevresinde planlanan örgütlü bir genel merkez operasyonu olduğunu gösterdi. Toplantı yapmak suç değildi. Siyaset zaten örgütlenme işidir. Fakat “her şey tabanın talebiydi” masalı da o görüntülerle zedelendi.

Özel’in adaylık bildirgesi önemli eleştiriler içeriyordu: 39 milletvekilliğinin ittifak partilerine verilmesinin örgütte hasar bıraktığını, yenilginin sorumluluğunun alınmadığını ve CHP seçmeninin duygusal kopuş yaşadığını söyledi. Bunlar toplumda karşılık bulan tespitlerdi. Fakat Özel, o kararların alındığı dönemde dışarıdaki bir muhalif değil, grubun tepesindeki isimlerden biriydi.

Değişimin en büyük açmazı budur: Eski düzenin içinden gelenler, geçmişteki sorumluluklarını açıklamadan kendilerini yeni ilan ettiler.

Gerçek değişim yalnız yöneticiyi değil, yöntemi değiştirir. Kurultay delegeliğini bir mesleğe, belediye başkanlığını örgüt üzerindeki nüfuz aracına, milletvekilliğini genel başkana sadakat ödülüne dönüştüren yapı yerinde kaldıysa tabeladaki isim değişmiştir; düzen değil.

Butlan öyküsü: İddia başka, hüküm başka

Kurultaydan kısa süre sonra delegelere para, iş, makam, belediye imkânı ve çeşitli menfaatler sağlandığı iddiaları ortaya atıldı. 19 Kasım 2023’te yapılan bir başvuruyla başlayan süreç Ankara’ya taşındı. Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı eski delegeler, delege iradesinin maddi menfaat ve vaatlerle sakatlandığını ileri sürerek hukuk davaları açtı.

Burada iki dosyayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Birincisi, kurultayın hukuken geçersiz sayılmasına ilişkin hukuk davasıdır. Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, 24 Ekim 2025’te davayı konusuz kaldığı gerekçesiyle sonuçlandırmıştı. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026’da bu kararı kaldırdı; 38. Olağan Kurultay’ın “mutlak butlan”la sakat olduğuna, Özgür Özel yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ve kurultay öncesindeki Kılıçdaroğlu yönetiminin görevi devralmasına karar verdi. Daire, delege iradesinin fesada uğratıldığı ve sonraki kurultayların önceki hukuki sakatlığı gideremeyeceği görüşünü benimsedi.

Karar kesinleşmiş değil. Dosya 17 Temmuz’da Yargıtay’a gönderildi; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26 Temmuz itibarıyla ön incelemeye aldı.

İkincisi ise ceza davasıdır. Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Ekrem İmamoğlu, Cemil Tugay, Özgür Çelik, Rıza Akpolat ve diğer sanıkların da aralarında bulunduğu 12 kişi, Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi kapsamında “oylamaya hile karıştırma” suçlamasıyla yargılanıyor.

İstenen ceza kişi başına bir yıldan üç yıla kadar hapis.

Bu ceza davasının yeni duruşması 16 Eylül 2026 tarihinde.

1 Temmuz’daki duruşmada tanık Adem Soytekin, KİPTAŞ’tan bazı isimlere ödeme kolaylığıyla daire satıldığını anlattı; fakat bu satışların delege iradesini etkilemek için yapıldığına dair bilgisi olmadığını söyledi. Kurultayın tarihini dahi net hatırlayamayan bir tanığın sözleri elbette tek başına hüküm sayılamaz. Sanıklar da iddiaları reddediyor, anlatımların soyut ve çelişkili olduğunu savunuyor.

Öte yandan, “Tanık çelişkili konuştu, demek ki bütün dosya çöptür” kolaycılığı da hukuk değildir. Para hareketleri, mesaj kayıtları, işe alımlar, adaylık vaatleri ve belediye kaynaklarının kullanılıp kullanılmadığı somut delillerle araştırılmalıdır.

Ne savcılık iddianamesi mahkûmiyet kararıdır ne de “saray kumpası” cümlesi beraat belgesidir.

Özgür Özel’in cevabı yeterli mi?

Özgür Özel ve ekibi başından beri davaların sonuçtan çok süreç odaklı olduğunu, amacın CHP’yi tartıştırmak ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarmak olduğunu söyledi. 2025’te yapılan olağanüstü kurultaylarda delegelerin iradelerini yeniden açıkladığını, bu nedenle ilk kurultaya ilişkin tartışmanın siyasi olarak kapanmış sayılması gerektiğini savundular.

Bu savunmanın güçlü yanı var: CHP, 31 Mart 2024’te yüzde 37,7 civarında oyla 1977’den bu yana ilk kez Türkiye’nin birinci partisi oldu. 14 büyükşehir, 21 il ve yüzlerce belediye kazandı. Seçmen, Özel yönetimine ciddi bir siyasi meşruiyet verdi. Daha sonra yapılan kurultaylarda da Özel yeniden seçildi.

Fakat siyasi meşruiyet, önceki işlemlere sınırsız af çıkarmaz.

Bir yönetim gerçekten değişimciyse, kendi kurultayı hakkında iddia ortaya çıktığında ilk işi savcıya sövmek değil, bağımsız ve şeffaf bir parti içi inceleme başlatmak olmalıydı.

Delegelere, belediyelere ve aday belirleme sürecine ilişkin bütün kayıtlar açılmalıydı.

“Biz kazandık, o halde temiziz” mantığı AKP’ye yöneltilince yanlış, CHP’ye yöneltilince doğru olmaz.

Demokrasi, yalnızca sandığı kazanmak değildir; sandığa giden yolun hesabını da verebilmektir.

2024 adayları nasıl belirlendi?

Özel’in değişim iddiasının ilk büyük sınavı 2024 yerel seçim adaylarıydı.

Kurultay meydanında “ön seçim”, “örgütün iradesi”, “şeffaflık” denildi. Sonra takvim sıkışıklığı gerekçesiyle tam kapsamlı ön seçimden geri adım atıldı. Memnuniyet anketleri, örgüt yoklamaları, milletvekili ve Parti Meclisi değerlendirmeleriyle karma bir yöntem uygulandı.

Nihai karar yine merkezde ve Parti Meclisi’nde verildi.

İzmir’de bunun sancısı ağır yaşandı.

Tunç Soyer, anketlerin yöntem ve sonuçlarının şeffaf olmadığını, örgütün sesinin dinlenmediğini, aday belirlemenin siyasi ödüllendirme ve cezalandırmaya dönüştüğünü söyledi. Cemil Tugay’ın adaylığı, değişim cephesine verdiği destekle ilişkilendirildi. Çiğli, Karşıyaka, Karaburun, Çeşme ve başka ilçelerde “ithal aday” ve “ön seçim” tepkileri yükseldi.

Hatay’da Lütfü Savaş’ın adaylığı ise başlı başına bir yönetim sınavıydı. Depremzedelerin protestolarına, anket tartışmalarına ve kamuoyu tepkisine rağmen “alternatif geliştiremedik” denilerek Savaş’la devam edildi. Bu karar seçimde Hatay’ın kaybedilmesiyle sonuçlandı.

Ama aynı yönetim; Ankara’da Mansur Yavaş’la, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’yla, Bursa’da Mustafa Bozbey’le, Balıkesir’de Ahmet Akın’la, Manisa’da Ferdi Zeyrek’le büyük başarı kazandı.

Dolayısıyla dürüst hüküm şudur: Sonuç başarılıdır, yöntem kusursuz değildir.

CHP’nin en büyük hastalığı da burada zaten. Başarı gelince yöntem sorgulanmıyor. Oysa yanlış yöntem bazen doğru sonuç verir; bu, yöntemi doğru yapmaz.

31 Mart başarısı kimin başarısıydı?

Özel cephesi, 31 Mart sonucunu doğal olarak kendi hanesine yazdı. Kılıçdaroğlu cephesi ise İstanbul ve Ankara’daki adayların kendi döneminde yetiştiğini, ekonomik krizin ve emekli tepkisinin iktidarı gerilettiğini söyledi.

İki taraf da gerçeğin yalnız kendine yarayan yarısını anlatıyor.

Özel yönetimi; ittifak ortakları dağılmışken, İYİ Parti ayrı aday çıkarmışken ve iktidarın bütün medya üstünlüğüne rağmen seçim kampanyasını başarıyla yönetti. Doğru adaylarda ısrar etti, yerel aktörlere alan açtı ve “Türkiye İttifakı” söylemiyle seçmen kümeleri arasında geçiş sağladı. Bunu küçümsemek haksızlık olur.

Ama ekonomik çöküş, emeklinin sandığa gitmemesi ya da iktidara tepki oyu vermesi, Yeniden Refah’ın AKP tabanından oy alması ve İmamoğlu–Yavaş gibi zaten güçlü yerel markaların varlığı da sonucun belirleyici parçalarıydı.

31 Mart ne yalnız Özel’in kişisel zaferiydi ne Kılıçdaroğlu mirasının otomatik sonucuydu. Halk, iktidara sarı kart gösterdi; CHP’ye de sınırsız tapu değil, şartlı bir kredi verdi.

Ne var ki Özgür Özel’li CHP yönetimi bu krediyi genel seçim zaferi sanıp kibirlendi. Belediyelerin başarısını ülke çapında üretim, istihdam, eğitim, güvenlik ve dış politika programına dönüştürmek yerine liderlik hesaplarına yatırdı.

“Normalleşme” mi, iktidara nefes mi?

31 Mart’ın hemen ardından Özel, Erdoğan’la görüşme kanalı açtı. Emekliler, Gezi tutukluları, kayyumlar, anayasa ve yargı sorunları gibi başlıkların konuşulduğunu açıkladı. “Hem müzakere hem mücadele” dedi.

Bu, demokratik siyasette prensip olarak yanlış değildi. Rakibinizle konuşmak teslim olmak değildir. Devletin ve toplumun sorunları için siyasi partilerin birbirleriyle görüşmesi gerekir.

Ancak görüşmenin sonucunu ölçmek gerekir. Emeklinin maaşı mı düzeldi? Yargı bağımsızlaştı mı? Kayyum düzeni mi sona erdi? Meclis yeniden güç mü kazandı? Basın özgürleşti mi?

Hayır.

Kılıçdaroğlu’nun “Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir” sözü tabanda bu nedenle karşılık buldu. Fakat onun döneminde de Erdoğan’la ve devlet yöneticileriyle gerekli görüldüğünde görüşüldüğünü unutmayalım. Mesele görüşmek değil; görüşmeyi sonuç üretmeyen bir fotoğraf diplomasisine çevirmektir.

Özel’in normalleşme hamlesi başlangıçta toplumsal gerilimi düşürme fırsatıydı. Somut kazanım üretemeyince iktidara 31 Mart yenilgisinden sonra toparlanma alanı açtığı eleştirisine dönüştü. 2025’te İmamoğlu’nun tutuklanması ve CHP’li belediyelere operasyonların yoğunlaşmasıyla zaten bu dönem fiilen kapandı.

İki lider arasındaki güvensizliğin bir katmanı da budur: Kılıçdaroğlu, Özel’i Erdoğan’ın kurduğu zemine girmekle suçladı; Özel ise Kılıçdaroğlu’nun sürekli kavga üreten eski siyaseti temsil ettiğini düşündü.

Veli Ağbaba hakkındaki iddialar

Veli Ağbaba, Özel’in en yakın siyasi yol arkadaşlarından biri ve kurultay sürecinin etkili isimlerinden. Hakkındaki iddialar iki ayrı alanda yoğunlaşıyor.

Birincisi, 38. Kurultay’da delegelere menfaat sağlandığı ve pazarlık yapıldığı iddiaları. İkincisi, 2024 Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sürecinde Muhittin Böcek’in yeniden aday gösterilmesi karşılığında 1 milyon avro istendiği iddiası.

Gökhan Böcek, paranın Veli Ağbaba’ya ulaştırılmak üzere istendiğini ileri sürdü. Muhittin Böcek ise doğrudan görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını söyledi. Ağbaba suçlamaları kesin bir dille reddetti. Özgür Özel ve Ağbaba hakkındaki soruşturma dosyaları, yetkisizlik kararlarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Bugün itibarıyla ortada Ağbaba hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet yoktur. İddia vardır, soruşturma vardır, karşılıklı ve çelişkili beyanlar vardır. Bunları kesin gerçek diye yazmak gazetecilik değil, infaz memurluğudur.

Fakat “hakkımızda karar yok” deyip siyasi açıklama sorumluluğundan kaçmak da olmaz. Bir milyon avro gibi ağır bir iddia karşısında yalnızca “iftira” demek yetmez. Telefon trafiği, görüşme takvimi, parti finansmanı ve adaylık değerlendirmesinin nasıl yapıldığı belgeleriyle ortaya konmalıdır.

Temiz siyaset, savcının kapıya gelmesini beklemeden hesap vermektir.

Nepotizm: Başkasında haram, bizde küçük hata mı?

Özel, 2024 yerel seçimlerinden sonra Bursa, Balıkesir, Kırşehir ve Yüreğir’de gündeme gelen akraba atamalarını geri aldırdığını açıkladı. “Bu tip işler CHP’ye duyulan güveni kökten sarsar” dedi. Doğru söyledi.

Fakat mesele birkaç atamayı geri almakla bitmez. Belediye meclis listelerinden şirket yönetimlerine, danışmanlıklardan kadrolara kadar aynı siyasi ailelerin, aynı dar çevrelerin, aynı “bizim çocukların” dolaştığı bir sistem varsa bunun adı küçük hata değil, parti düzenine dönüşmüş nepotizmdir.

AKP’nin yıllardır yaptığı kayırmacılığı örnek gösterip CHP’deki kayırmacılığı küçültemezsiniz. Hırsızın büyüğü küçüğün mazereti değildir.

CHP “biz daha az yapıyoruz” diye değil, “biz yapmıyoruz” diyebildiği gün iktidar ahlakı iddiasında bulunabilir.

İç savaşı kim başlattı?

Sorunun tek isimlik cevabı yok.

Bu savaşı, 2023 yenilgisinden sonra koltuğu takvimli biçimde devretmeyen Kemal Kılıçdaroğlu başlattı.

Bu savaşı, yıllarca parçası olduğu düzeni bir gecede “eski” ilan edip bütün krediyi “değişim” kelimesine yazan Özgür Özel büyüttü.

Bu savaşın beyni, şahsi hırslarını dizginleyemeyen ve CHP kimliğiyle ne kadar örtüştüğü şüpheli olan Ekrem İmamoğlu’dur!

Bu savaşı, belediye gücünü parti içi iktidarın ana motoruna çevirenler sertleştirdi.

Bu savaşı, kendilerine yöneltilen her soruya “AKP operasyonu” diyerek cevap verenler zehirledi.

Bu savaşı, mahkeme kararıyla parti koltuğuna dönmeyi siyasi çözüm sanan Kılıçdaroğlu derinleştirdi.

Bu savaşı, eski genel başkanla görüşmenin yollarını tüketmeden ayrılığı kesinleştiren ve sonunda yeni parti kuran Özel cephesi geri dönülmez hale getirdi.

AKP bu çatlağı kullandı mı? Elbette kullandı. Erdoğan’ın en güçlü rakiplerinin bölünmesi kimin işine yarar? Bunun için siyaset bilimi doktorasına gerek yok.

Ancak bütün sorumluluğu AKP’ye yüklemek de CHP’lilerin kendi kusurlarına çıkardığı aftır.

Davaları açanlar arasında eski CHP’liler ve eski delegeler var. İddiaların malzemesi parti içinden çıktı. İktidar o malzemeyi büyütmüş, yönlendirmiş ya da siyasi fırsata çevirmiş olabilir; ama CHP kendi evini şeffaf tutmadıkça dışarıdan gelen her müdahaleye kapı aralar.

Erdoğan, Kasım 2024’ten itibaren 38. Kurultay için “şaibeli” ifadesini kullandı; 1 Şubat 2025’te Kılıçdaroğlu’nun “şaibeli bir kurultayla tehcir edildiğini” söyledi. Kılıçdaroğlu da birkaç gün sonra Özel yönetiminin bu sözlere neden cevap vermediğini sordu ve “sükût ikrardan gelir” uyarısı yaptı. Özel ise Erdoğan’ın CHP’yi “septik çukuruna” çekmeye çalıştığını, ortada tanık ve delil bulunmadığını savundu.

Bu söylem zinciri önemlidir.

Ocak 2024’te açılmış olan soruşturmanın varlığı, Erdoğan’ın sözlerinin ardından Şubat 2025’te geniş kamuoyuna duyuruldu. Bu zamanlama, Özel cephesinin siyasi operasyon iddiasını güçlendirdi. Erdoğan ise Eylül 2025’te “Yargı burada tek amir, AK Parti olarak davanın hiçbir yerinde yokuz; şikâyet edenler de yargılananlar da CHP’nin koridorlarında dolaşıyor” dedi.

İki gerçek aynı anda doğru olabilir: Şikâyetçiler CHP kökenli olabilir ve iktidar bu dosyayı siyasi fırsata dönüştürebilir. Siyasette en tehlikeli yalan, gerçeğin yalnız işine gelen yarısını söylemektir.

“Dış güçler yaptı” iddiasına gelince…

Belge nerede? Para izi nerede? Talimat nerede? İstihbarat bağlantısı nerede?

Kanıt yoksa “dış güçler” siyasi tartışmanın muskasıdır. Boyna asılır, akıl devreden çıkarılır.

Türkiye’de nedense her başarısızlığın altında CIA, her beceriksizliğin arkasında Mossad, her koltuk kavgasının içinde MI6 aranırsa, bizim siyasetçilerin hiçbir kabahati kalmaz!

Neden iki lider oturup konuşamadı?

Aslında zaman zaman görüştüler. Özel, 2024’te Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ayrıntılarını Kılıçdaroğlu’na aktardı. Mutlak butlan kararından sonra da telefonla konuştular; Kılıçdaroğlu “uygun zamanda kurultay”, Özel ise “en kısa zamanda kurultay” dedi.

Sorun telefonun hiç çalmaması değil, güvenin çoktan ölmesiydi.

Kılıçdaroğlu, Özel’i kendisini hançerleyen ekibin vitrini olarak gördü. Özel cephesi ise Kılıçdaroğlu’nu, seçmen iradesini mahkeme eliyle geri alan ve partiyi teslim eden isim saydı. Aralarında hakemlik yapabilecek ortak akıl mekanizması kurulmadı. Eski genel başkanlık kurumu, danışma konseyi, bağımsız etik kurulu ve bağlayıcı kurultay takvimi devreye sokulmadı.

İki yetişkin siyasetçi, Atatürk’ün partisinin geleceğini kişisel kırgınlıklarının önüne koyamadı.

Acı gerçek budur.

Türkiye’de muhalefet, neden halka gerçek bir seçenek olamıyor?

CHP kavgasının ötesinde daha büyük bir sorun var: Türkiye’de iktidarın karşısında gerçekçi, üretken, samimi ve sürekli halkın yanında duran bir muhalefet boşluğu.

Muhalefet partileri seçimden seçime emekliyi hatırlıyor. Pazara seçim yaklaşınca gidiyor, çiftçinin traktörüne kamera önünde biniyor, sanayi esnafının elini sıktıktan sonra Ankara’daki klimalı odalara dönüyor. İşçinin grev çadırında bir fotoğraf, öğrencinin yurdunda bir video, deprem bölgesinde birkaç sert cümle…

Sonra?

Halk yine yalnız.

Muhalefet yalnız eleştiri değildir. “Bunlar gitsin” cümlesi hükümet programı değildir. Gerçek muhalefet, vatandaşın önüne rakamı, kaynağı, takvimi ve kadrosu belli bir alternatif koyar.

Emekliye “maaşını artıracağız” demek kolaydır. Hangi vergi düzeniyle, hangi bütçe tercihiyle, kayıt dışı ekonomiyle nasıl mücadele ederek artıracaksınız? Asgari ücreti yükseltmek yetmez; küçük işletmenin prim ve finansman yükünü nasıl taşıyacaksınız? Çiftçiye destek sözü vermek kolaydır; mazot, gübre, tohum, sulama, kooperatif, ürün planlaması ve alım garantisini hangi bütünlük içinde kuracaksınız?

Türkiye’nin muhalefeti çoğu zaman doğru soruyu bağırıyor ama uygulanabilir cevabı halka indiremiyor.

CHP’nin gölge bakanlıkları, ekonomi masaları, tarım raporları ve Meclis önergeleri oldu. Hakkını teslim edelim: Emekli aylığı, asgari ücret, çiftçi borçları, eğitim ve sosyal politikalar konusunda çok sayıda çalışma üretildi. Fakat bunlar genel başkanın günlük polemiği kadar görünür kılınmadı. Rapor hazırlandı, basın açıklaması yapıldı, internet sitesine konuldu ve unutuldu.

Çünkü Türkiye’de muhalefet de lider merkezli siyasetin esiri.

İktidarı “tek adamlıkla” suçlarken kendi partilerinde ilçe başkanından milletvekiline kadar herkes genel başkanın iki dudağına bakıyor. Ön seçimden korkan, parti içi eleştiriyi ihanet sayan, belediye kaynaklarını örgüt sadakati üretmekte kullanan bir yapı ülkeye çoğulcu demokrasi vaat edebilir mi?

Bir başka sorun sınıfsal ve kültürel mesafe. Muhalefetin dili kimi zaman yoksulu savunuyor ama yoksulun hayatını tanımıyor. Pazardaki fiyatı biliyor, veresiye defterindeki utancı bilmiyor. İşsiz gencin istatistiğini okuyor, eve eli boş dönmenin ağırlığını hissetmiyor. Anadolu’nun muhafazakâr seçmenine yukarıdan bakıldığı duygusu tam olarak kırılamıyor; kentli, eğitimli seçmenin kaygıları da birkaç sloganla geçiştiriliyor.

İktidar, sosyal yardım ağını siyasi bağlılık üreten bir ilişkiye çevirdi. Muhalefet ise bunun karşısına kalıcı bir sosyal devlet modeli koymak yerine çoğu zaman belediye yardımlarını vitrin olarak sundu. Oysa vatandaş sadaka değil, hak istiyor; paket değil, düzenli gelir; torpil değil, iş; seçim otobüsü değil, güvenilir kurum istiyor.

Gerçekçi muhalefetin dört ayağı olmalı:

Bir: Üretim. Sanayi, tarım, teknoloji, enerji ve bölgesel kalkınma için birbirini tamamlayan bir plan. Yalnız “fabrika açacağız” değil; hangi ürünü nerede, hangi finansman ve pazarla üreteceğinin hesabı.

İki: Adaletli paylaşım. Vergiyi maaşlıdan ve tüketiciden değil, ranttan, ayrıcalıktan ve gerçek kazançtan alan bir sistem. Emekliyi bütçenin yükü değil, yıllarca prim ödemiş yurttaş olarak gören anlayış.

Üç: Liyakat ve hukuk. Kendi belediyesinde yeğenini müdür yapanın Ankara’da liyakat nutku atmaması. Yolsuzluk iddiası geldiğinde yalnız karşı tarafı suçlamayıp kendi defterini de açması.

Dört: Süreklilik. Seçim yokken de köyde, fabrikada, pazarda, üniversitede ve deprem bölgesinde olmak. Halkı yalnız oy veren kalabalık değil, karar ortağı saymak.

Bir de samimiyet meselesi var. Seçmen kusursuz değildir ama aptal da değildir. Dün Kılıçdaroğlu’nun yanında saf tutup bugün onu tarihin en büyük kötülüğü ilan edeni de görür. Dün Özel’i alkışlayıp mahkeme kararı çıkınca “zaten şaibeliydi” diyenleri de kaydeder. Belediyeden ihale bekleyen sözde gazeteciyi, parti kadrosu bekleyen sözde aydını, danışmanlık peşindeki akademisyeni de tanır.

Muhalefetin ahlaki üstünlüğü söylemle değil, davranışla kurulur.

Türkiye’de güçlü iktidarın karşısında zayıf muhalefet yok yalnızca; zaman zaman iktidarın siyaset yapma biçimini taklit eden bir muhalefet var. Kendi küçük saraylarını kuranlar, büyük sarayı yıkamaz.

Muhalefet baskı altında mı? Evet; bu her hatayı mazur gösterir mi? Hayır

Türkiye’de muhalefetin hareket alanı eşit değil. Medyanın büyük bölümü iktidarın etkisinde. Cumhurbaşkanlığı sistemi Meclis’i zayıflattı. Kamu kaynakları, bürokrasi ve iletişim gücü iktidar lehine kullanılıyor. Belediye başkanlarına yönelik davalar, gözaltılar ve görevden uzaklaştırmalar siyasi rekabetin adaleti konusunda ciddi kaygılar yaratıyor. Avrupa Birliği’nin Türkiye raporlarında da muhalefetin Meclis gündemini etkileme kapasitesinin sınırlı, yürütme üzerindeki denetimin zayıf olduğu belirtiliyor.

Bunları görmezden gelemeyiz.

Ama baskı altında olmak, kötü aday belirlemeyi meşru kılmaz. Medya ambargosu, akraba atamasının bahanesi değildir. Yargının siyasallaştığı kaygısı, parti içi demokrasiyi askıya alma ruhsatı vermez. İktidarın haksızlığı muhalefetin beceriksizliğini başarıya dönüştürmez.

Muhalefet iki işi aynı anda yapmak zorunda: İktidarın adaletsiz düzeniyle mücadele etmek ve kendi evini temiz tutmak.

Birini yapıp ötekini ihmal eden, halka güven veremez.

Bundan sonra ne olur?

Birinci ihtimal: Yargıtay, mutlak butlan kararını onar. Bu durumda Kılıçdaroğlu yönetiminin hukuki konumu güçlenir; fakat siyasi meşruiyet tartışması bitmez. CHP’nin bölünmesi kalıcılaşır.

İkinci ihtimal: Yargıtay kararı bozar. Bu, Özel cephesine önemli bir hukuki ve siyasi koz verir. Ama artık YENİ Parti kurulmuştur; kırılan güven ve kopan örgüt bir mahkeme kararıyla eski haline dönmez.

Üçüncü ihtimal: 16 Eylül’deki ceza davası ve devam eden soruşturmalar yeni somut deliller üretir. O zaman tartışma “siyasi operasyon” sınırını aşar ve kişisel ceza sorumluluklarına döner. Tersi olur, iddialar somutlaştırılamazsa kurultay dosyalarının siyasi amaçla kullanıldığı görüşü güçlenir.

Dördüncü ve en tehlikeli ihtimal: CHP ile YENİ Parti birbirini tüketirken AKP, kendi ekonomik ve yönetsel başarısızlıklarını unutturur. Muhalefetin enerjisi emekliye, işsize, çiftçiye, gençlere ve hukuksuzluğa değil; birbirine küfretmeye harcanır.

O zaman “Kim kazandı?” sorusunun cevabı ne Özgür Özel olur ne Kemal Kılıçdaroğlu.

Kazanan, yine iktidar olur.

Yazarın notu:

Ben ne “Özgürcü”yüm ne “Kemalci”.

Ben, CHP’nin Atatürk’ün kurduğu halkçı, devrimci, devlet aklına sahip, milliyetçi, laik, kuvva-i milliye inançlı, temiz ve hesap verebilir bir parti olmasını isteyenlerdenim.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki çalışmaları, bugün mahkeme kararıyla koltuğa dönmesini sorgulamamı engellemez.

Özgür Özel’in 31 Mart başarısı ve baskılar karşısındaki direnci, kurultay ve aday belirleme süreçlerindeki soruları sormamı yasaklamaz. Çünkü Özgür Özel, CHP tarihinde, en nepotik, iktidar geleneklerine farkında olmadan benzeyen, kadrosunun CHP ruhunda olup olmadığı kuşkulu, cehalete ve kibre yakın yöntemleri olan bir genel başkanlık yaptı. Tek başına İzmir il Başkanını tercihi dahi, Özgür Özel’in halka dönük demokratlığını baştan aşağı sorgulatır aslında.

Veli Ağbaba hakkındaki iddiaların kanıtlanmamış olması, şeffaf açıklama istemekten vazgeçmemi gerektirmez. Çünkü Veli Ağbaba, kendi kentindeki siyasi basiretsizliğini, CHP’nin İzmir gibi güçlü olduğu kentlerde, kent kimliklerini hiçe sayan kadrolaşmasını asa affetmem bir İzmirli olarak. Veli Ağbaba’nın baskılarına boyun eğene de asla saygı göstermem, demokrat olduğuna asla inanmam!

AKP’nin yargıyı siyasal rekabette kullandığına ilişkin ciddi kaygılar, CHP’nin kendi içindeki kirleri halının altına süpürmesine ruhsat vermez.

Parti sevgisi, lidere biat değildir.

Gerçek vefa, yanlış yapan dostun omzuna dokunup “Dur!” diyebilmektir.

CHP bugün bir butlan davasından daha büyük bir davayla karşı karşıya: Vicdan davası.

Mahkemenin kararını Yargıtay verecek.

Ama CHP’nin hükmünü seçmen verecek.

Ve seçmen, kendisini aptal yerine koyanları sandıkta affetmez.

Özgür Özel’in de Kemal Kılıçdaroğlu’nun da ve özellikle İstanbul Belediye Başkan ı ilken hem partisinin hem de başka kentlerin işlerine burnunu sokan Ekrem İmamoğlu adlı şahsın da millete özeleştiri vermesi tarih açısından zorunluluktur. 

Araştırma Kaynaklarım: 

1. Anadolu Ajansı, “Özgür Özel CHP’nin yeni genel başkanı oldu”, 5 Kasım 2023  

2. CHP, Özgür Özel’in 38. Olağan Kurultay konuşması, 4 Kasım 2023 

3. Bianet, “CHP Kurultay Davası’nın geçmişi”, 21–22 Mayıs 2026

4. Anadolu Ajansı, Ankara BAM 36. Hukuk Dairesinin 21 Mayıs 2026 tarihli kararına ilişkin haber 

5. Anadolu Ajansı, “Delege iradesi fesada uğratıldı” gerekçesi

6. Anadolu Ajansı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin ön incelemesi, 26 Temmuz 2026

7. Lexpera Blog, kurultay iptali ve tedbir kararının usul hukuku yönünden değerlendirilmesi, 6 Haziran 2026

8. Anadolu Ajansı, 12 şüpheli hakkındaki iddianamenin kabulü, 3 Haziran 2025

9. DHA, kurultay ceza davasının 16 Eylül 2026’ya ertelenmesi, 1 Temmuz 2026

10. İlke TV, Adem Soytekin’in 1 Temmuz 2026 tarihli tanık anlatımı

11. CHP, “Kurultay davası sonuç odaklı değil süreç odaklıydı” açıklaması

12. Yüksek Seçim Kurulu, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri

13. VOA Türkçe, CHP’de önseçim ve zamanlama tartışması, 14 Kasım 2023

14. Medyascope, CHP’nin aday belirleme için memnuniyet anketleri, 28 Kasım 2023

15. VOA Türkçe, İzmir adayları tartışması ve Tunç Soyer’in açıklamaları, 30 Ocak 2024

16. Bianet, Özgür Özel’in Lütfü Savaş açıklaması, 16 Şubat 2024: 

17. Medyascope, Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkındaki soruşturmalar, 4 Haziran 2026:

18. BirGün, Özgür Özel’in belediyelerdeki akraba atamalarına ilişkin açıklaması, 9 Mayıs 2024

19. Reuters, CHP’de ayrışma ve YENİ Parti’nin kuruluşu, 24 Temmuz 2026

20. Associated Press, Özgür Özel ve 90 milletvekilinin YENİ Parti’yi kurması, 24 Temmuz 2026

21. Bianet, Özgür Özel’in genel başkan adaylığı ve tutum belgesi, 15 Eylül 2023

22. Euronews Türkçe, Ekrem İmamoğlu ve CHP yöneticilerinin sızdırılan çevrim içi toplantısı, 19 Temmuz 2023

23. Gazete Duvar, 38. Kurultay’daki “hançer” tartışması ve oylamalar, 4–5 Kasım 2023

24. Bianet, Özel’in “hem müzakere hem mücadele” açıklaması, 25 Nisan 2024

25. Habertürk, Özel’in Erdoğan görüşmesi sonrasında Kılıçdaroğlu’na verdiği bilgi, 4 Mayıs 2024

26. Euronews Türkçe, 24 Ekim 2025 tarihli ilk derece kararı ve dava kronolojisi

27. CHP, kongre ve kurultay süreçlerine yönelik yargı raporu, Ocak 2026

28. Avrupa Komisyonu, 2024 Türkiye Raporu

29. TEPAV, “Türkiye’de Toplumsal Güven Sorunu”, 2025

30. Birikim, CHP’nin yenilenen programının iktidar alternatifi olma kapasitesine ilişkin değerlendirme, 14 Aralık 2025

31. Euronews Türkçe, Erdoğan’ın “şaibeli kurultay” sözleri ve soruşturmanın kamuoyuna yansıması, 10 Şubat 2025

32. Gazete Duvar, Özel’in kurultay soruşturmasına ve Erdoğan’ın söylemine cevabı, 16 Şubat 2025

33. T24, Erdoğan’ın kurultay davasına ilişkin “AK Parti davanın hiçbir yerinde yok” açıklaması, 16 Eylül 2025

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

CHP’DE BUTLAN DEĞİL, VİCDAN DAVASI

  CHP • KURULTAY • BUTLAN • İÇ SAVAŞ CHP’DE BUTLAN DEĞİL, VİCDAN DAVASI Özgürcü müsün, Kemalci misin? HASAN TAHSİN KOCABAŞ   İzmir,...