“İzmir’in Sahibi Yok, Azrail’in İşi Çok!”
İzmir’in Bornova’sında bir tır, bir anda; önüne ne gelirse, kimi bulursa biçip geçti. Bilançoda bir şehit polisimiz, iki can kaybımız, yaralılarımız var.
Şimdi ben soruyorum: Bu sadece bir "trafik kazası" mı?
Hayır.
Bu bir kaza değil.
Yıllardır yazıyorum, konuşuyorum dilimde tüy bitti. Sayın Valim, Sayın Emniyet Müdürüm; "Asayiş berkemal değil" diye feryat ediyorum. Şehir içini geçtim, mahalle aralarında bile tırların, beton mikserlerinin, hafriyat kamyonlarının, vinçlerin yarattığı bir terör dalgası var.
Bu araçlar sadece yük taşımıyor, vatandaşın can korkusunu taşıyor.
Peki, direksiyon başındakilerin bu sınırsız, bu küstah "özgüveninin" kaynağı ne diye soruyorum?
Ama “AK Partili” değilim ya, Vali Bey de Müdür Bey de “ciddiye bile almıyor” 35 yıllık TV gazetecisi İzmirliyi! Oysa onlardan çok daha biliyorum İzmir’imi ve nereden nereye “gerilediğini”!
Ama seçilmişin de atanmışın da istediği “poh
pohlanmak”!
Yapmam, ben “akçeli vakanüvis değil, serbest ve özgür gazeteciyim, üstelik
politikacı şakçakçısı hiç değilim!”
Bornova’daki “güya kaza”, “saldım çayıra Mevla kayıra” anlayışının şehir
ölçeğinde vücut bulmuş halidir. Bu,
denetimsizliğin, cezasızlığın ve umursamazlığın asfalt üzerindeki kanlı
sonucudur.
Şu hale bakın; AK Parti’nin siyasi figürleri, düne kadar "can
ciğer kuzu sarması" oldukları Cemil Tugay’ı "nasıl gömeriz" derdinde.
Birbirlerine laf yetiştirmekten, Bornova’da pisi pisine giden bir polisin, vatandaşın
hesabını sormaya vakitleri yok. O lüks makam araçlarından baksalar;
müteahhitlerin, çimento devlerinin kamyonları İzmirliyle nasıl dalga geçiyor!
Öte yanda CHP’nin vekilleri... Onlar zaten İzmir’i "çantada
keklik" görmenin verdiği o derin rehavetle, kopyala-yapıştır nutukları
atmaktan başka ne yapıyorlar? Belediye Başkanları “hedefe” konmuş “yakılırken”
onlar “saçlarını tarıyor”!
"Mış gibi" yaparak koskoca şehri on yıllardır
eskittiler, şimdi de enkazın başında birbirlerini yiyorlar”!
Kameralar Kime Bakıyor, Ne İşe Yarıyor, Neden Caydırmıyor!
1 Mayıs’ta "işçiler davul çalacak" diye her köşe başına onar tane trafik polisi dikmeyi bilenler, neden ana arterlerde, otoyol girişlerinde bu caydırıcılığı gösteremiyor?
Bornova’dan otoyola hafta içi öğle vakti o "çakarlı" arabalarınızla değil, normal bir vatandaş gibi beyaz plakayla girmeyi denediniz mi hiç muhterem “atanmışlar ve seçilmişler”? Deneyemezsiniz, çünkü o "hikâyeden tayyare, selam söyle o yâre" misali kameraların altından geçen magandaların kuralsızlıkları içinde kaybolursunuz.
İzmirli yayanın canı, güvenliği Allah’a emanet.
Söylüyorum tesiri yok, sussam gönlüm razı değil...
Ama bu şehirde bir tır gelip şehrin göbeğinde can alabiliyorsa, o
tırın tekerleği kadar siyasetin de denetimin de hükmü kalmamıştır herhalde.
Tam başıboşluk hali.
Tırların, kamyonların, döne döne canavar gibi beton mikserlerinin şehir içi saat kısıtlaması yok. Öyle ya, "kentsel dönüşüm" yurttaşların "can güvenlikli evlerde oturmaları" için yapılmıyor, müteahhitler, hafriyatçılar, betoncular daha fazla "kazansın" diye yapılıyor değil mi?
Ve en acısı:
Benim gibi “yaya İzmirliler”…
Biz artık bu düzensiz düzenin
en savunmasız tarafıyız.
Kaldırım güvenli değil.
Yaya geçidi garanti değil.
Trafik ışığı bağlayıcı değil.
Hayat? Tam anlamıyla şansa
bırakılmış durumda.
Var mı cevap verecek? “Saldım
çayıra Mevla kayıra” anlayışıyla yönetilen bu şehirde, daha kaç can gidecek
pisi pisine?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder