İzmir’de tuhaf bir siyaset “tiyatrosu” izliyoruz.
Ama adına siyaset demek, siyasete haksızlık olur.
Bu, ilm-i siyaset değil; bu daha çok gürültü yönetimi.
Atila Kaya ve Ceyda Çankırı öncülüğünde AK Parti cephesinden
son günlerde dikkat çekici bir hücum var. Sistemli, planlı, ısrarlı. Gün içinde
bir değil, bazen birkaç kez yapılan paylaşımlar… Ardından, neredeyse refleks
haline gelmiş bir disiplinle bu mesajların çoğaltılması.
Bir strateji var. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, ama var.
Karşı cephede ise derin bir sessizlik…
Cemil Tugay adeta kendi kaderine "terk edilmiş" gibi. Eleştiri
bombardımanı altında "yalnız". Kendi partisinin yöneticilerinden,
milletvekillerinden, il başkanından beklenen refleks ortada yok.
CHP İzmir’de susarak siyaset yaptığını zannediyor.
Oysa siyaset, doğru zamanda doğru cümleyi kurabilme işidir.
Burada ne o cümle var ne de kuracak irade.
İl başkanı Çağatay Güç için artık kimse yüksek sesle konuşmuyor. Çünkü konuşula konuşula tükenmiş bir beklenti var. Bilgi, birikim, deneyim ve en önemlisi İzmir aidiyeti…
Bunlar olmayınca siyaset, refleksini de
kaybediyor.
Ama mesele sadece siyasetçilerin dili değil; şehrin nabzı
bambaşka atıyor.
Neredeyse iki tam gün…
Eşrefpaşa Hastanesi çevresi, Gıda Çarşısı, Hisarönü,
Kemeraltı, Çankaya, Tepecik hattında dolaştım. Otobüs, metro, tramvay, taksi…
Sayısız sohbet, çoğunlukla dinleme, not alma.
“Uzaktan kumandalı kalemşorlar” anlamaz ama İzmir’in sesi
net: Ne AK Parti ne CHP!
İzmir, ikisinden de sıkılmış.
AK Parti, hükümet politikalarıyla halkla arasına mesafe
koymuş. Dinlemek yerine dinlenmek isteyen bir siyaset dili…
CHP ise belediyelerdeki uygulamalarıyla başka bir çelişki
üretmiş. Söylem başka, sahadaki karşılık başka.
Bir vatandaşın cümlesi, aslında tüm tabloyu özetliyor:
“Dünyanın milyonuna mutfak müzesi yapacağına, bir çöp
tesisinin temeli atılsaydı…”
Bu, sadece bir eleştiri değil; öncelik meselesi. Üstelik bu sözü söyleyen de bir CHP üyesi esnaf!
Gelelim işin daha can yakıcı tarafına…
AK Parti’nin “hoşlanmadığım” yanları çok. Çünkü ben "sonradan
olma değil, anadan doğma" İzmirliyim. Sorduğum soruya net cevap isterim. Ama
bugüne kadar bana net yanıt verecek bir “İzmir milletvekili” çıkmadı.
Oysa konu basitti: İzmir.
Valilikten emniyete…
Sağlıktan eğitime…
İzmir kimliğinden siyasi tarihine…
Dinle ilişkiden demokratik hoşgörüye sorulacak çok soru
vardı.
Ama cevap yok. İletişim bile yok neredeyse.
İşin garip tarafı: Bugün bir mucize olsa ve CHP İl
Başkanı’yla röportaj yapsam, aynı soruları ona da sorarım.
Çünkü sorun parti değil, zihniyet.
Gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a
Baştan beri yaptığım tüm eleştiriler, ciddiye aldığım için.
Ama demokratik eleştirinin bir hak olduğunu, ne yazık ki en
çok Başkan Tugay’ın yakın çevresi anlamadı.
Ve açık konuşalım, Başkan Tugay’ın sonuna kadar haklı olduğu
“UN Fabrikası / Meslek Fabrikası” direnişinde bile, İzmirlilerin yeterince
sahip çıkmamasının sebebi dışarıda değil.
Sebep içeride.
Kadronun çoğu kifayetsiz. Bir kısmı da “boş muhteris”!
CHP’nin yaklaşımı aidiyetsiz.
Hatırlayın… Böylesine tarihsel referansları olan bir
tartışmada, Başkan derdini anlatmaya çalışırken belediyenin bazı birimleri ne
yaptı?
Apikam neyle meşguldü?
Oysa tartışmayı bitirecek belgeler, kayıtlar, arşivler
oradaydı.
Ama kullanılmadı. Oysa bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde pırıl pırıl çalışılanlar var. Bilgili, donanımlı, İzmir için atan kalpleri var. Ama onlar “sessizlik cezası” almışlar. Başkanın bilmediğine imza atarım.
Bazı “şube
müdürlerinin” hatta “daire başkanlarının” akla ziyan “bencillikleri” o gençleri
köreltiyor. Oysa "onlar" her şeyi görüyorlar, biliyorlar ve en önemlisi “not alıyorlar”.
Bugün Meslek Fabrikası benzeri yerlerle ilgili sıkıntı var değil mi? İddia ediyorum, “güç bulunursa” Fuar mevzuatı, Havagazı Fabrikası, Şato, yıkılan belediye binasının arazisi ve bazı ilçelerdeki “tarihi” binalar” sırada…
Bakın iddia ediyorum: Körfez kirleniyor. Hem de defalarca. Ama ortada ne güçlü bir “farkındalık” var ne de bu konuda toplumsal bir “refleks”. Her kentsel olayda olduğu gibi!
CHP’li belediyeler sadece “maddi silkelemeye” takıldıklarından, akıl hocaları da “kargalık” peşinde olduğundan “asıl olacakları” öngöremiyorlar.
Ve
olan “başkanlara” oluyor ki, fatura onlara kesiliyor!
Çünkü mesele sadece haklı olmak değil; haklılığını
anlatabilmektir.
Ve İzmir’de bu eksik.
Siyaset gürültüyle meşgul, şehir sessizce yoruluyor.
Bugün İzmir’de iki büyük sorun var.
İzmirlileri hâlâ anlamayan bir AK Parti…
Ve İzmirlileri son seçimlerde fazlasıyla "istismar eden" bir CHP…
Biri şehri okuyamıyor, diğeri okuduğunu sandığı şehirle
bağını kaybetmiş.
Ve bu kör dövüşünün faturası…
Siyasete değil, İzmir’e kesilecek. Kent kimliği iyice yok olacak!
Çünkü siyaset aklını kaybettiğinde, bedelini şehir öder.
İzmir bugün tam da o sınırda.
Umarım “birileri” akıllarını başlarına toplar, zira İzmir
batarsa “onlar” kurtulamaz!
Dost acı söyler ki "dostluk" nedir biliyorsa!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder