Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Nisan 2026 Pazartesi

“GAZETE VARDI, HAFIZA VARDI… ŞİMDİ MANŞET VAR, MUHTEVA YOK”

 


5 Eylül 1951…

6 Eylül 1951…

7 Eylül 1951…

8 Eylül 1951…

Dört gün. Aynı gazete. Aynı konu. Aynı ciddiyet: Anadolu Gazetesi

Bugün kulağa tuhaf geliyor, değil mi?

Bir gazetenin dört gün boyunca aynı meseleyi, hem de belgeyle, veriyle, tarihsel arka planla işlemesi…

Çünkü biz artık gazeteyi “manşet” sanıyoruz.

Oysa bir zamanlar gazete, hafızaydı.

5 Eylül 1951 tarihli yazıda gazete, dönemin iktidarının CHP’li İzmir Belediyesi’ne yönelttiği suçlamaları tek tek ele alıyor:


“Borçlu belediye devraldık…”

“Şehir ihmal edilmişti…”

“CHP belediyesi arka bahçe gibi yönetmişti…”

Bugün bir televizyon tartışmasına girseniz, aynı cümleleri duyarsınız.

Ama fark şu:

1951’de gazete bu iddiaları tekrar etmiyor, çürütüyor. Hem de İzmir’de…  İşgalin acısını, kurtuluşun coşkusunu yaşamış İzmir’de.

Nasıl mı?

1922 İzmir’ini anlatıyor:

Yanmış bir şehir…

Yabancı şirketlerin elinde su, elektrik, havagazı…

Yıllık geliri yarım milyon lirayı bile bulmayan bir belediye…

Yani şunu söylüyor:

“Tarih bilmeden konuşma.”

Bugün kim söylüyor bunu?

6 Eylül 1951…

Gazete devam ediyor.


Yangın yerinden doğan bir şehir anlatılıyor:

Gazi ve İsmet Paşa bulvarları…

Cumhuriyet Meydanı…

Kültürpark…

İzmir Enternasyonal Fuarı…

Bir gazete yazısı değil bu; resmen bir şehir inşa sürecinin kronolojisi.

Üstelik isim veriyor, emek veriyor:

Behçet Uz gibi belediye başkanlarını anıyor, yapılan işi sahipleniyor.

Bugün bir gazetede en son ne zaman böyle bir isim zikredildi?

Zikredildiyse de hangi derinlikle?

7 Eylül 1951…

Yukarı mahalleler… Yani “garip guraba, fakir fukara” mahalleler!

Eşrefpaşa, Kadifekale, Ballıkuyu…

Bugünün İzmirlisi için sıradan isimler.

Ama gazete o gün şunu yapıyor:

Bu mahallelerin geçmişteki sefaletini, suyu kuyudan taşıyan insanları, yolu olmayan semtleri anlatıyor…

Sonra da yapılan yolları, getirilen suyu, kurulan parkları tek tek yazıyor.

Detay var. Emek var. Hafıza var.

Bugün ne var?

“Algı var.”

8 Eylül 1951…

ESHOT

Su, elektrik, havagazı…

Yabancı şirketlerden alınarak belediyeye kazandırılan hizmetler…

Üstelik rakamlarla, yatırımlarla anlatılıyor.

Gazete şunu yapıyor:

Siyaseti değil, “hakikati müdafaa ediyor, hafızayı uyandırıyor”!

Şimdi bugüne gelelim.

Bugün AK Parti iktidarının CHP’li belediyelere yaklaşımı, 1950’lerin Demokrat Parti refleksinden farklı mı?

Değil hatta daha da ağır bedelli.

Yöntem aynı:

Önce itibarsızlaştır…

Sonra kaynaklarını kısıtla…

Ardından “başarısızlar” diye anlat…

Krediler engellenir, projeler bekletilir, sonra çıkıp denir ki: “Bunlar çalışmıyor.”

Bu bir siyasi rekabet değil.

Bu, bir “algı mühendisliği.”

Ama burada asıl acı gerçek başlıyor.

Bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi, 1951’de savunulan CHP değil.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “iki eserimden biri” dediği bir parti, bugün kendi geçmişini anlatmakta zorlanıyor.

Çünkü…

Liyakat gitmiş, biat ve nepotizm gelmiş.

Kurumsal akıl gitmiş, dar çevre ilişkileri gelmiş.

Halkla temas gitmiş, PR hataları gelmiş.

“Bilenlerin”, “şuurluların”, “vefalıların”, cüzden değil “vicdan” diyenlerin asla kabullenilmediği, tarihin “masal sanıldığı” CHP görünümlü başka bir “parti” olmuş!

Ve en tehlikelisi: Nepotizm!

Nepotizm, sadece bir ahlak sorunu değildir. Aynı zamanda siyasi bir intihardır.

Çünkü liyakat yoksa, ürettiğin hizmeti savunamazsın.

Savunamazsan, ilk rüzgârda yıkılırsın.

İşte CHP bugün bu yüzden kolay hedef.

İzmir’e bakalım…

Bir dönem önceki “seçilmiş” başkan Tunç Soyer bugün içeride. Hem de gerçekte “yapayalnız” içeride!

Bu, sadece bir “hukuk meselesi” değil, bunu çoktan aştı. Bu, “siyasetin tonunun” nereden nereye geldiğinin göstergesidir.

Dün “beceriksizlik” denirdi, bugün “suç” deniyor.

Seviye farkı burada.

Öte yandan Cemil Tugay

Yanlış kadrolar, yanlış yönlendirmeler, zayıf stratejiler…

Ve en önemlisi: İktidarın kurduğu oyunu bozacak refleks eksikliği.

Çünkü oyun eski.

Ama şu anki oyuncular hazırlıksız.


1951’de Anadolu Gazetesi ne diyordu?

“Müfterilere cevap vereceğiz.”

Ve verdi.

Belgeyle verdi.

Tarihle verdi.

Akılla verdi.

Bugün kim veriyor bu cevabı?

Gazeteler mi?

Hayır.

Bugün gazeteler var… ama gazete yok.

Manşet var… ama muhteva yok.

Yorum var… ama bilgi yok.

Bir zamanlar gazete, okuruna şunu derdi:

“Gerçeği anlatıyorum, sen karar ver.”

Bugün çoğu medya şunu diyor:

“Kararı verdim, sana anlatıyorum.”

Ve asıl kırılma burada:

1951’de iktidar suçluyordu, gazete sorguluyordu.

Bugün iktidar suçluyor, gazete tekrar ediyor.

Çünkü artık gazeteler yazmıyor…  

Bir tarafta ezberini hiç bozmayan bir iktidar…

Diğer tarafta kim olduğunu unutan bir muhalefet…

Ve ortada kalan bir şehir: İzmir.

Hafızasını “eski un fabrikasında” öğütenlerle, hafızasını kaybedenler arasında sıkışmış bir şehir…

Tarih tekerrür etmiyor.

Ben etkisiz olacağını bile bile, hatırlamamakta ısrar ediyorum!


hasantahsink@gmail.com

WhatsApp Mesaj: 05401968178


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

“GAZETE VARDI, HAFIZA VARDI… ŞİMDİ MANŞET VAR, MUHTEVA YOK”

  5 Eylül 1951… 6 Eylül 1951… 7 Eylül 1951… 8 Eylül 1951… Dört gün. Aynı gazete. Aynı konu. Aynı ciddiyet: Anadolu Gazetesi Bugün ...