"Şehrin kaderi mi, Başkanın kaderi mi?"
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin o meclis toplantısını izleyenler, aslında yalnızca bir siyasi tartışmaya değil; bir zihniyet çöküşüne tanıklık etti.
Orada asıl mesele "asfalt" değildi. "Çöp" değildi. "Körfez" değildi...
Mesele çok daha ağırdı: İzmir’i tanımayanların, İzmir'e aidiyet duyanlarla duymayanların didişmesiydi. Dünü bilmeden, bugün yorumlamaya kalkan bir muhterislik, bir boş siyasetti.
Bugün AK Parti’nin İzmir’de yaptığı yerel muhalefet
ataklarına dikkat edin.
Eskiden dağınık, savunmada kalan, refleks veremeyen bir yapı
vardı. Şimdi ise organize, birbirine temas eden, vurucu cümle kurabilen ve
özellikle CHP’nin açıklarını çalışan bir siyasi disiplin görülüyor.
Daha önemlisi şu: İzmir halkı bunu görüyor.
Görüyor ama, Ak Parti, İzmirlileri "bir bütün olarak" anlamıyor, hissetmiyor, temas etmiyor. Temasları tamamen "organize"!
İşte bu yüzden 20 küsur yıldır belki, aynı İzmir halkı bugün, bütün bu muhalefet performansına rağmen AK Parti’ye güvenmiyor.
Neden?
Çünkü İzmir insanı yalnızca bugüne bakmaz. Hafızasıyla karar
verir.
Fakat bugün o hafıza sistematik şekilde yok edildi.
Yok eden de ne yazık ki AK Parti değil, İzmir'de bugünün CHP'siydi.
Kent hafızasını taşıyan insanlar küçümsendi.
İzmir’in sosyolojisini bilenler dışlandı.
Bu şehrin kültürel damarlarını tanıyanlar “eski kafa” ilan
edildi.
Ve acı olan şu ki; bunu yalnızca iktidar yapmadı.
Özellikle bugünkü CHP yönetim anlayışı da yaptı.
İzmir’in hafızasını önce önemsizleştirdiler, sonra sessizleştirdiler, ardından tasfiye ettiler.
Ortaya ne çıktı?
Kente aidiyet duymayan, İzmir’i sadece kariyer ve şahsi siyasi ikbal basamağı gören, bu şehre duygusal bağı olmayan bir yönetim dili…
Bugün CHP’nin İzmir’deki en büyük problemi tam da budur:
Bilgisizlik ve aidiyetsizlik.
Bakınız…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel Bayraklı’da AK Parti GenelSekreteri için “hasbel kader gelmiş” ifadesini kullandı.
İyi de insan sormaz mı?
"Kendi il başkanınızın oraya “hasbel kader” gelmediğine gerçekten inanıyor musunuz?"
İzmir’de artık insanlar makamların nasıl dağıtıldığını da görüyor, kimlerin hangi sadakat zinciriyle yükseldiğini de biliyor.
Sorun şu ki CHP yönetimi hâlâ İzmir seçmenini, eski reflekslerle okuyabileceğini sanıyor.
Oysa İzmir değişiyor.
Ve bu değişimi en az okuyan yapı ne yazık ki CHP’nin bugünkü yerel yönetim aklı…
Ve Başkan Cemil Tugay’a gelirsek… Cemil Tugay'a, seçildiğinden sonra ilk "9 Eylül" vesilesiyle karşı çıkmaya başladım.
Yanlış atamaları, tamamen "şahsi hayallerini gerçekleştirmek" amacıyla yanında olanların geçmişe dayanan kin, kıskançlık ve öfke süreçlerini bilmemesi ile o insanların dolduruşu sonucu demokrasi reflekslerinden vazgeçmesiydi muhalefet nedenim.
Ancak ne derse desin, neye inanırsa inansın "doğru" gördüklerimi de takdir etmekten imtina etmedim. Dijital arşiv bunun örnekleriyle dolu. Ben "barikayı hakikatin, müsademei efkardan doğacağağına" inanırım ama Cemil Başkan şu ana kadar buna inanmadı. Bugün 35 yıllık İzmirli "herşeye muhalif" gazeteci olarak Sayın Cemil Tugay'la bambaşka bir "iletişim boyutundayız". Yaşayıp göreceğiz sonucu.
Ama...
Cemil Tugay belki de 1984 sonrası göreve gelen "en yalnız" belediye başkanıdır.
Evet, yalnız.
Çünkü arkasındaki kadroların önemli kısmı belediyeyi savunmuyor. Başkanı savunmuyor. İzmir’i savunmuyor.
Meclis üyelerinin önemli bölümü, kentin sorunlarını tarihsel
perspektifle anlatamıyor. Meclis üyelerinin şahsi kibirleri, öğrenmelerine, teşhis, tespit, yorum ve analizlerine engel oluyor. Belediye Başkanını lider göreceklerine, kendilerini seçilecek noktaya getiren şaibeli iradeye sadık kalıyorlar. Tıpkı sonradan CHP'li olan da dahil CHP İzmir vekillerinin çoğuyla, İzmir'deki mevcut örgüt yapıları gibi...
İzmir’in neden merkezi hükümet tarafından yıllardır yatırım baskısı altında bırakıldığını bile doğru cümlelerle ifade edemiyorlar. İzmir'in yıllardır eğitimden sağlığa, kültürden asayişe neden "saldım çayıra Mevla'm kayıra" anlayışına terk edildiğini görmüyorlar?
Çünkü bilgileri yok. Bilgileri olanlar ise İzmir'i değil şahsi siyasi ikballerinin peşinde.
Daha kötüsü: Dert de yok.
Bugün mecliste bazı isimleri dinlediğinizde şunu
hissediyorsunuz:
Sanki Bornova’yı bilmiyor. Karşıyaka’nın hafızasını tanımıyor. Basmane’nin geçmişinden habersiz.
Kadifekale’nin yükünü hissetmemiş. Körfez’in kokusunu yaşamamış.
Ama makam istiyor.
Çünkü bugünkü sistemde İzmir’i bilmek değil, pozisyon kapmak önemli hale geldi.
Şimdi belediye kulislerinde yeni savaş başladı:
“Kim daire başkanı olacak?” savaşı…
Şehrin geleceğinden önce koltuk hesapları konuşuluyor. Danışman sistemi deseniz ayrı bir problem…
Koordinatörlük modeli deseniz başka bir kriz… Ortada ciddi bir “kifayetsiz muhterisler” tablosu oluşmuş durumda.
Üreten değil; görüntü veren…
Çözüm üreten değil; yakın duran…
İzmir’i düşünen değil; kendi şahsi ikbalini hesaplayan bir çevre yapısı oluşmuş durumda.
Başkan Tugay’ın artık şunu görmesi gerekiyor: Bu şehir dışarıdan gelen siyasi saldırılarla değil, içerideki zehirli sarmaşıklarla kaybediyor.
İzmir’in kodlarını bilmeyen insanlar, İzmir adına karar veriyor.
Ve bu çok tehlikeli.
Çünkü İzmir sıradan bir şehir değildir.
İzmir’i yönetmek teknik mesele değil; kültürel hafıza meselesidir. Bu nedenle Cemil Tugay’ın önünde artık ertelenemez bir zorunluluk vardır:
Acil kadro revizyonu.
Ama öyle tabelalık değişim değil…
Gerçek bir zihniyet temizliği.
İzmir’i tanıyan, bu kente aidiyet duyan, sokak hafızası olan, mahalle psikolojisini bilen, entelektüel refleksi bulunan insanlar yeniden masaya çağrılmalıdır.
Çünkü bugün CHP’nin İzmir’deki en büyük problemi muhalefet değil; kendi içindeki boşluklu cehalettir.
Kızarak, yok sayarak, sosyal medyada eleştireni engelleyerek olmaz! Bugün CHP'li yöneticiler, AK Parti'nin yapmadıklarını bile yapıyor. İl Başkanı, eleştirilmekten çekindiği için eleştireni "imha edecek" şekilde demokratik cehaletin pençesine düşmüş.
Oysa onu Özgür Özel'den çok İzmirlilerin takdir etmesi gerekmez mi?
Ya ilçe başkanları, cehaletlerinin ve belki de başka niyetlerinin etkisinde, halkın beklentilerinden uzak "oyun oynayan" çocuklar gibi!
AK Parti’nin yükselen yerel muhalefeti tehlikelidir ama yönetilebilir. Asıl tehlike, içerideki çürümenin normalleşmesidir.
Biri ve yürümeleri gereken yol, menfaat gözeten her türlü vasat odaktan kurtulup, 24 saat boyunca sadece kent aidiyeti hisseden kadrolar oluşturarak halkın içinde olmak ya da ikinci yolda sadece "mağdurum ben mağdurum" şarkısıyla zaman öldürmek...
Tercih onların tabii ki...
Hâlâ herkesi not ediyor.
Ama unutulmasın:
İZMİR kendini "terk edenleri" affeder, lakin "kandırıp anlamayanları" ise asla.
Demedi demeyin ama İzmir'de Kurban Bayramı sonrası çok ciddi hareketler olabilir... Gerçek ile yalan birbirinden ayrılmaya başlayabilir. Yaşayıp, göreceğiz!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder