Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Mayıs 2026 Çarşamba

İZMİR’İ ANLAMAMAKTA ISRAR

 


İzmir’i kazanamayanlar, genelde İzmir’i suçlar. 

Hatta çok partili hayata geçtiğimiz ilk günden beri, İzmir’i kazanmak için partiler, o an iktidardaki belediyeyi yerden yere vururlar. 

Bu gelenek gibi bir anlayış olmuş yani.

Adalet ve Kalkınma Partisi, yirmi yılı aşkın iktidarında bu ülkenin alışkanlıklarını, reflekslerini, hatta hafızasını dönüştürdü. 

Devletle kurulan ilişkiyi yeniden tarif etti. Ekonomiden eğitime, güvenlikten kültüre kadar her alanda “yeni bir düzen” kurduğunu iddia etti, ediyor.

Dikkatinizi çekerim ki 2002’de doğan bir çocuk bugün 24 yaşında. Olaylar, sonuçlar, tartışmalar ayrıca incelenebilir.

Ama aynı AK Parti, aynı süre boyunca İzmir’de bir “hikâye” yazamadı.

Bu artık bir seçim sonucu değil; bir zihniyet meselesi haline dönüştü.

İzmir, iddia edildiği gibi “CHP'nin kalesi” değildir oysa. Dün Demokrat Parti’ye de kapısını açtı, Adalet Partisi’ne de. Anavatan Partisi de bu şehirde karşılık buldu, Doğruyol Partisi de.

Bugün ise Cumhuriyet Halk Partisi ağırlığı var, evet. CHP'nin de İzmir'de 27 yıldır iktidarda oluşunun nedeni de AK Parti'nin İzmir'e bakışı, yaklaşımı ve doğru iletişim kuramamasıdır. 

Ama bu “ezeli ve ebedi” bir bağlılık değil; doğru iletişimi kuranın, İzmir’i hissedip söylemlerini o kimlik üzerine inşa edenin kazanabileceği bir denge. 

Çünkü İzmir, dayatmadan, “kibirden”, hele de “ayrımcı jargondan” hiç hoşlanmaz. Gerektiğinde kelle verir ama yine hayatına el uzattırmaz! Çünkü İzmir, sadece yerleşim yeri değil, onlarca bin yıllık, yüzlerce kültür ve medeniyetle harmanlanmış “kent kültürünün” kalbidir. İzmir, bağrına göçenleri de “ayırmaz” hemen “İzmirli” yapar! Yeter ki anlaşılsın!

Sorun şu: AK Parti İzmir’de hiçbir zaman “iletişim kurmadı”; sadece “anlatmaya” çalıştı. Sürekli "kendi konuştu" ama İzmir'i dinlemedi! 

Çalışıyor aslında ama sadece “sen ben bizim oğlan” mantığıyla. Ve her seçimde “kazanmaya” yaklaştığında, “İzmirli” olmayan “birilerinin” bir lafı, bir çuval inciri berbat etti.

İletişim dediğiniz şey sosyal medya postlarından ibaret değildir.

İletişim, Kemeraltı’nda bir esnafın gözünün içine bakabilmektir. Sadece "partili esnafın" çayını içerken konuşulanları İzmir, dikkate ve ciddiye almaz!

İletişim, vapurda yanınıza oturan vatandaşın şikâyetini dinleyebilmektir. Dinlerken hoşgörü, empati kurabilmektir ama o vatandaşın “siyasi anlayışı” ne yazık ki AK Partili siyasetçiyi hep “ilgilendirir”. Dedim ya, AK Parti’nin vekilleri falan hep “kendileri konuşsun” ister, hep “CHP’li belediyeyi eleştirir” ama anlamaya dinlemeye uğraşmaz. İletişim sıkıntısında mutlaka imdadına yetişen bir “parti gönüllüsü” vardır.

İletişim, size oy vermeyenin de sözünü ciddiye almaktır oysa!

Bugün İzmir’de devletin üst kademesinden yerel teşkilatlara kadar uzanan çizgide ciddi bir “mesafe siyaseti” var.

Vali, emniyet müdürü, bürokrat… Hepsi dijital olarak “erişilebilir”, ama fiziken yok.

Sokak yok, temas yok, nabız yok.

Bu boşluğu kim dolduruyor?

Cemil Tugay ve CHP’li belediyeler, eksikleri ve tartışmalarıyla birlikte en azından “görünürlük” üretiyor.

Ve siyaset, çoğu zaman algının gerçekliğe galip geldiği bir oyundur.

AK Parti cephesine bakalım.

AK Parti'nin İzmir'de dinamik, organize hareketinin gündemde bu kadar kalabilmesinin nedeni, CHP örgütlerinin "kifayetsiz" oluşlarındandır. İzmir'de her iki parti de şehir aidiyeti ve hafızasından yoksun ilerlemeye çalışıyor. AK Parti'nin örneğin belediyeleri böylesine organize hedef alması karşısında, CHP'nin örgüt ve aktörlerinin vurdumduymaz beceriksizlikleri tabii ki şimdilik, AK Parti'nin işine yarıyor. İzmirliler de temkinli takipte. 

Genç isimler sahada, evet.

Eyüp Kadir İnan zaman zaman sokağın dilini yakalamaya çalışıyor.

Ceyda Bölünmez Çankırı görünür olma çabasında.

Atilla Kaya ise diğerlerinden ayrışıyor; çünkü ayrım yapmadan konuşmaya çalışıyor.

Ama tablo bütün olarak ne söylüyor?

“Sen-ben-bizim oğlan” siyaseti hâlâ diri.

Bilal Saygılı gibi isimler örgüt yönetiyor olabilir ama şehirle temas kurmak başka bir şeydir.

İzmir’de siyaset yapmak, sadece parti içi denge kurmak değildir; İzmir’in ruhuyla temas etmektir.

Ve o ruh, ezber kabul etmez.

Bugün gelinen noktada ilginç bir çelişki var:

AK Parti, Türkiye’de kurduğu sistemi anlatmakta zorlanırken, İzmir’de o sistemi hiç anlatamıyor.

CHP ise kendi içinde dönüşürken hatta yıpranırken bile İzmir’de “alışkanlık gücüyle” alan tutabiliyor.

Son yerel seçimler bu gerçeği yeniden teyit etti.

Ama asıl mesele seçim değil, sonrasında yaşananlar.

Belediye ile iktidar arasındaki tartışmalar, zaman zaman seviyeyi aşan polemikler, vakıf meselesi gibi başlıklarda verilen savunmalar…

Bunların hiçbiri İzmirliyi ikna etmiyor.

Çünkü İzmirli tartışmanın tonuna değil, samimiyetine bakar.

Ve samimiyet, seçici iletişimle kurulmaz.

Bugün İzmir’de AK Parti erken bir yerel seçim kampanyası havasına girmiş olabilir. Ama “niyet” ile “akıbet” arasındaki mesafe, bu şehirde her zaman düşündüğünüzden daha uzundur.

2004’te yanlış iliklenen ilk düğme hâlâ düzeltilmiş değil.  Üstelik o düğmeyi düzeltmek yerine, “yanlışı” devama çalışan bir anlayış var.

Medya ayağı da ayrı bir mesele.

İzmir’de “etki” üretmeyen ama “mevzi” tutan yapay medya girişimleriyle gerçeklik inşa edemezsiniz.

Okunmayan gazetelerle, izlenmeyen programlarla kamuoyu oluşturamazsınız.

Kendi yankı odanızda alkış duymak, şehirden onay almak değildir.

O yüzden asıl soru hâlâ ortada duruyor: AK Parti için İzmir nedir?

Bir hedef mi?

Bir sembol mü?

Yoksa kazanılması gerekmeyen bir istisna mı?

Ve daha önemlisi…

İzmirli için AK Parti nedir?

Bu sorulara samimi cevaplar verilmeden, bu şehirde sonuç değişmez.

Ama hâlâ geç değil. Eyüp kardeş de Ceyda Hanım da Bilal Efendi de Atilla Kaya da gerçekten ayrımsız “dinlemeyi” öğrenmeli İzmir’de.

Ve İzmir’i asla başka bir kentle “mukayese” hatasına düşmemeliler ki, en çok yaptıkları hata da bu işte!

İzmir, kendisiyle konuşanı dinler.

Kendisine yukarıdan bakanı ise sadece izler.

Ve bazen, sadece izlemek, en sert reddiyedir.

Bir süre sonra bu yazının ikinci bölümünü okuyacaksınız. Gelecek tepkileri, iletişim becerilerini gelişmelere göre yazacağım. Zira AK Parti’nin İzmir’deki süreci ile ilgili “unutulan” çok ayrıntı var. O “ayrıntılar” yaşandığında, bugünün önde gelen aktörleri henüz yoktu ama benim gibi gazeteciler vardı. Bilmem anladınız mı? Hafıza en önemli hazinedir! 

Ama ne yazık ki umudum çok az. 

Çünkü İzmir’de bugün AK Parti siyaseti, şehrin onlarca bin yıllık kimliğine, hafızasına, geleneklerine, hassasiyetlerine aykırı bir “iletişimsizlik” içinde!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İZMİR’İ ANLAMAMAKTA ISRAR

  İzmir’i kazanamayanlar, genelde İzmir’i suçlar.  Hatta çok partili hayata geçtiğimiz ilk günden beri, İzmir’i kazanmak için partiler, o an...