Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

22 Nisan 2026 Çarşamba

NANKÖRLÜK "POLİTİKA" OLAMAZ!

 


Tarih
, bazen insanın yüzüne tokat gibi çarpar. 

Ama mesele şu: O tokadı hissedebilecek bir yüz kaldı mı?

Osmanlı’nın limanlarına yanaşan gemileri düşün…

1492.

“Elhamra Fermanı” ile kovulan bir halk…

Ve o halkı kabul eden bir devlet: II. Bayezid.



Avrupa kapıları kapatırken, bu topraklar kapısını açtı.

İspanya “gidin” dedi, Osmanlı “gelin” dedi.

Bu bir diplomasi hamlesi miydi?

Yoksa insan kalabilmenin son refleksi mi?

Bir Hafıza: Limanlara Sığınanlar

Sadece 1492 değil…

Portekiz’den gelenler…

İtalya’dan kaçanlar…

Doğu Avrupa pogromlarından sürülenler…



Osmanlı dedi ki:

“Dinini yaşa, ticaretini yap, hayatını kur.”

Selanik bir Yahudi şehri oldu.

İzmir bir sığınak oldu.

İstanbul bir yeniden doğuş oldu.

Bugün “medeniyet” diye anlatılan Avrupa’nın o günkü haliyle yüzleşmek istemeyenler için bu gerçek rahatsız edici olabilir.

Ama tarih rahatsız etmek için vardır.

Bir Başka Sahne: 1930’lar, “Holokost” kapıya dayanırken, Naziler çıldırmışken…

Avrupa üniversiteleri kapılarını kapattı.

Türkiye açtı.



İstanbul Üniversitesi kürsülerinde
Yahudi bilim insanları ders verdi.

Bilim, bu topraklarda nefes aldı.

Ve Avrupa

Daha sonra bu insanları “medeniyetin kurucusu” diye alkışladı.

İroni belki burada başlıyor.

Ama Masal Burada Bitmiyor

Evet…

Bu topraklar kapı açtı.

Ama her şey kusursuz muydu?  Hayır.

Varlık Vergisi gibi utanç sayfaları da var bu tarihte.

Yani mesele tek taraflı bir “iyilik hikâyesi” değil.

Ama yine de şu gerçek değişmiyor:

Bu coğrafya, yok edilmek istenen bir halka defalarca yaşam alanı sundu.

Şimdi Sahne 2026

Ve şimdi…

Orta Doğu yanıyor.

2026 İran Savaşı, İsrail’in İran’a saldırıları, bölgeyi ateşe verdi.

Lübnan’da yüzlerce insanın öldüğü saldırılar…  

Gazze’de devam eden bombardımanlar…

Ve Türkiye?

Diplomasi çağrısı yapıyor.

Ateşkes için arabuluculuk yapıyor.

Ama karşılığında ne görüyor?

Suçlama.

Tehdit.

Hedef gösterme.

İsrail, Türkiye’yi artık “tehdit” olarak tanımlıyor.

Ve en ironik olanı?

İstanbul’da İsrail Konsolosluğu’na saldırı oluyor…

Türkiye saldırıyı bastırıyor… Faili yakalıyor…

Ve yine de “güvenilmez ülke” muamelesi görüyor.  

Soru Şu: Bu Nedir?

Bu bir dış politika mı?

Yoksa hafızasızlık mı?

Daha sert sorayım: Bu nankörlük mü?

Devletler Hatırlamaz mı?

Devletler hafıza ile yaşar derler.

Ama görünen o ki, devletler de unutabilir.

Ya da unutmak işlerine gelir.

Osmanlı limanlarını…

Selanik sokaklarını…

İzmir’in avlularını…

İstanbul’un üniversitelerini…

Hatırlamak istemeyen bir siyaset var karşımızda. Çünkü hatırlamak, bugünkü politikayı zor durumda bırakır.

Gerçek Şu

Bugün İsrail’in yaptığı şey, sadece bir güvenlik politikası değil.

Bu; güç zehirlenmesinin, tarih körlüğünün ve ahlaki hafıza kaybının birleşimidir.

Ve Türkiye?

Bir yandan geçmişin yükünü taşıyor…

Bir yandan bugünün hakaretini dinliyor…

Ama en tehlikelisi şu: Toplumlar da unutuyor galiba.

Bir zamanlar kapı açtığın biri, bir gün sana kapıyı hedef gösterebilir.

Bu tarihin ironisi değil.

Bu, tarihin intikamıdır.

Ama mesele İsrail değil sadece…

Mesele bir de şu: Biz, neyi neden yaptığımızı hatırlıyor muyuz?  Yoksa biz de mi unutuyoruz?

Çünkü unutulan iyilik, bir gün, yapılmamış sayılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

NANKÖRLÜK "POLİTİKA" OLAMAZ!

  Tarih , bazen insanın yüzüne tokat gibi çarpar.  Ama mesele şu: O tokadı hissedebilecek bir yüz kaldı mı? Osmanlı’nın limanlarına yanaş...