Ama mesele
şu: O tokadı hissedebilecek bir yüz kaldı mı?
Osmanlı’nın limanlarına yanaşan gemileri düşün…
1492.
“Elhamra Fermanı” ile kovulan bir halk…
Ve o halkı kabul eden bir devlet: II. Bayezid.
Avrupa kapıları kapatırken, bu topraklar kapısını açtı.
İspanya “gidin” dedi, Osmanlı “gelin” dedi.
Bu bir diplomasi hamlesi miydi?
Yoksa insan kalabilmenin son refleksi mi?
Bir Hafıza: Limanlara Sığınanlar
Sadece 1492 değil…
Portekiz’den gelenler…
İtalya’dan kaçanlar…
Doğu Avrupa pogromlarından sürülenler…
Osmanlı dedi ki:
“Dinini yaşa, ticaretini yap, hayatını kur.”
Selanik bir Yahudi şehri oldu.
İzmir bir sığınak oldu.
İstanbul bir yeniden doğuş oldu.
Bugün “medeniyet” diye anlatılan Avrupa’nın o günkü haliyle
yüzleşmek istemeyenler için bu gerçek rahatsız edici olabilir.
Ama tarih rahatsız etmek için vardır.
Bir Başka Sahne: 1930’lar, “Holokost” kapıya dayanırken,
Naziler çıldırmışken…
Avrupa üniversiteleri kapılarını kapattı.
Türkiye açtı.
Bilim, bu topraklarda nefes aldı.
Ve Avrupa…
Daha sonra bu insanları “medeniyetin kurucusu” diye
alkışladı.
İroni belki burada başlıyor.
Ama Masal Burada Bitmiyor
Evet…
Bu topraklar kapı açtı.
Ama her şey kusursuz muydu?
Hayır.
Varlık Vergisi gibi utanç sayfaları da var bu tarihte.
Yani mesele tek taraflı bir “iyilik hikâyesi” değil.
Ama yine de şu gerçek değişmiyor:
Bu coğrafya, yok edilmek istenen bir halka defalarca yaşam
alanı sundu.
Şimdi Sahne 2026
Ve şimdi…
Orta Doğu yanıyor.
2026 İran Savaşı, İsrail’in İran’a saldırıları, bölgeyi
ateşe verdi.
Lübnan’da yüzlerce insanın öldüğü saldırılar…
Gazze’de devam eden bombardımanlar…
Ve Türkiye?
Diplomasi çağrısı yapıyor.
Ateşkes için arabuluculuk yapıyor.
Ama karşılığında ne görüyor?
Suçlama.
Tehdit.
Hedef gösterme.
İsrail, Türkiye’yi artık “tehdit” olarak tanımlıyor.
Ve en ironik olanı?
İstanbul’da İsrail Konsolosluğu’na saldırı oluyor…
Türkiye saldırıyı bastırıyor… Faili yakalıyor…
Ve yine de “güvenilmez ülke” muamelesi görüyor.
Soru Şu: Bu Nedir?
Bu bir dış politika mı?
Yoksa hafızasızlık mı?
Daha sert sorayım: Bu nankörlük mü?
Devletler Hatırlamaz mı?
Devletler hafıza ile yaşar derler.
Ama görünen o ki, devletler de unutabilir.
Ya da unutmak işlerine gelir.
Osmanlı limanlarını…
Selanik sokaklarını…
İzmir’in avlularını…
İstanbul’un üniversitelerini…
Hatırlamak istemeyen bir siyaset var karşımızda. Çünkü
hatırlamak, bugünkü politikayı zor durumda bırakır.
Gerçek Şu
Bugün İsrail’in yaptığı şey, sadece bir güvenlik politikası
değil.
Bu; güç zehirlenmesinin, tarih körlüğünün ve ahlaki hafıza
kaybının birleşimidir.
Ve Türkiye?
Bir yandan geçmişin yükünü taşıyor…
Bir yandan bugünün hakaretini dinliyor…
Ama en tehlikelisi şu: Toplumlar da unutuyor galiba.
Bir zamanlar kapı açtığın biri, bir gün sana kapıyı hedef
gösterebilir.
Bu tarihin ironisi değil.
Bu, tarihin intikamıdır.
Ama mesele İsrail değil sadece…
Mesele bir de şu: Biz, neyi neden yaptığımızı hatırlıyor
muyuz? Yoksa biz de mi unutuyoruz?
Çünkü unutulan iyilik, bir gün, yapılmamış sayılır.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder