Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

1 Ekim 2026 Perşembe

"GİDENLERE" KIZANLAR VE "MENFAATE" TAPANLAR



"Rozetini Değiştiren ve Değiştireceklere İnadına Saygıyla..."

Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı AK Parti’ye geçti…

Ardından Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’a AK Parti rozeti takıldı…

Şimdi de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ekim ayının ikinci haftası dolmadan AK Parti’ye geçeceği ileri sürülüyor.

Dikkat! Son cümle henüz bir haber değil, bir kulis iddiasıdır. 

Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçtiğine ilişkin doğrulanmış bir açıklama yoktur. Bildiğimiz, 18 Haziran 2026 tarihinde CHP’den istifa ettiği ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdürdüğüdür. Tugay, istifa gerekçesinde CHP’deki “mutlak butlan” sürecini, seçilmiş yönetimin tasfiyesini ve İzmir İl Başkanı Çağatay Güç’ün görevden alınmasını göstermişti.

Yani önce olguyu ortaya koyalım.

Fakat bakıyorum da tepkilerin büyük bölümü yine derinliksiz. Yine ezber. Yine slogan…

Herkes “Nasıl geçerler?” diye bağırıyor da kimse, “Bu insanlar neden geçiyor?” diye sormuyor.

Sakince oturup düşünen kaç CHP’li ya da adı “Yeni” olup içi giderek boşalan partinin kaç yöneticisi var?

Bu belediye başkanları sadece rozet değiştirmek için mi geçti?

Merkezi iktidarın imkânlarından yararlanarak ilçelerine hizmet getirebilmek için mi?

Partilerinde yalnız mı bırakıldılar?

Önlerine siyasi veya ekonomik engeller mi çıkarıldı?

Yoksa haklarında bizim bilmediğimiz başka meseleler mi var?

Son sorunun altını özellikle çiziyorum: Ortada kanıt yoksa kimseyi suçlayamayız. Gazetecilik, kulisi soru hâline getirir; delil olmadan hükme dönüştürmez.

Ama açıklanan gerekçeleri de görmezden gelemeyiz.

Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, geçişini “merkezi yönetim ile yerel yönetim arasındaki uyum” ve Foça için düşündüğü projelere destek bulma ihtiyacıyla açıkladı. Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız ise belediyenin geçmişten gelen ekonomik yüklerinden, yerel kaynakların yetersizliğinden ve büyük projelerin önündeki yolların daralmasından söz ederek “Önce Çiğli, önce hizmet” dedi.

Bu açıklamalara inanırsınız ya da inanmazsınız.

Samimi bulursunuz ya da siyasi gerekçe üretildiğini düşünürsünüz.

Ama önce okursunuz!

Sonra da CHP’nin ve Yeni Parti’nin bu başkanlara hangi siyasi, mali ve kurumsal desteği verdiğini sorarsınız.

Ben Çiğli Belediye Başkanı genç arkadaşımızı tanımam. Foça Belediye Başkanını hiç tanımam. Fakat Cemil Tugay’ı, hakkında konuşabilecek kadar tanırım.

Eleştirdim.

Hem de en sert biçimde…

Yanlış atamalarını, işçi krizlerindeki tutumunu, İzmir’in hafızasına sırtını dönen kadrolarını, çevresindeki kifayetsiz muhterisleri yazdım.

Ama doğru gördüğüm yerde hakkını da teslim ederim.

Çünkü gazetecilik düşmanlık değildir.

“Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar.”

Şimdi gelelim herkesin unuttuğu 31 Mart 2024’e…

Cemil Tugay, yüzde 48,97 oranıyla 1 milyon 292 bin 118 oy aldı. Hamza Dağ ise yüzde 37,06 ile 977 bin 895 oyda kaldı. Aradaki fark 11,91 puandı.

Peki 2019’da ne olmuştu?

Tunç Soyer yüzde 58,10, Nihat Zeybekci yüzde 38,69 oy almıştı. Aradaki fark 19,41 puandı.

Demek ki beş yılda CHP ile AK Parti arasındaki makas yaklaşık 7,5 puan daralmış.

Ama rakamı doğru okuyalım: AK Parti’nin oyu artmamış, yüzde 38,69’dan yüzde 37,06’ya gerilemişti. Buna karşılık CHP yaklaşık dokuz puan kaybetmişti.

Yani Hamza Dağ yükselmedi; CHP çözüldü!

İzmirliye dayatılan aday tercihleri, “Nasıl olsa oy verirler” küstahlığı ve garanti şehir rehaveti sandığa yansımıştı.

2023 milletvekili seçimlerinde de benzer bir uyarı vardı. CHP’nin İzmir toplamındaki oranı karşılaştırmalı sonuçlarda 2018’deki yaklaşık yüzde 42 seviyesinden yüzde 40,9’a gerilemişti.

Üstelik CHP Genel Merkezi, İzmir’in iki seçim bölgesinin başına Yüksel Taşkın ile İstanbul doğumlu Gökçe Gökçen’i yerleştirmişti. Resmî aday listesi bunu açıkça gösteriyor.

İki liste başını bugün İzmir sokaklarında kaç kişi tanıyor?

Kemeraltı esnafı tanıyor mu?

Bayraklı’nın depremzedesi tanıyor mu?

Çiğli’de sabah vardiyasına giden işçi tanıyor mu?

Buna karşılık birkaç seçimdir tanıdığımız Ceyda Hanım bile İzmir’i öğrendi. İlçeleri dolaştı, sokağa girdi, insanlarla temas kurdu.

AK Parti ilçe teşkilatları, milletvekilleri ve İl Başkanı Bilal Saygılı kadar İzmir sokaklarını arşınlayan kaç muhalefet yöneticisi var?

Acı ama soralım…

AK Parti “İzmir’i nasıl kazanırım?” diye çalışırken CHP, “İzmir’i zaten kazandım” diye uyumadı mı?

Yüksel Taşkın meselesinde de sözü doğru kuralım. Taşkın’ın geçmişte Taraf gazetesinde yazdığı gerçektir. Bu nedenle hakkında “FETÖ’ye yakınlık” suçlamaları yapılmıştır. Kendisi ise Fethullah Gülen’i öven tek cümlesi bulunmadığını, aksine devlet içindeki örgütlenmesine karşı çıktığını söylemiştir.

Gerçek bu kadar açıkken hükmü okuyucuya bırakmak gerekir.

Fakat asıl mesele şudur:

Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel baskılarıyla CHP Genel Merkezi, İzmir’in hafızasını ve hassasiyetlerini dikkate almadan yaptığı listeyi İzmirliye kabul ettirmeye çalıştı.

İzmirli seçmene yine “keklik” muamelesi yapıldı.

Ben de dâhil olmak üzere insanlar adaylara değil; Cumhuriyet’e ve Atatürk’e duydukları bağlılık nedeniyle oy verdi.

Bu güven istismar edildi.

Bugün yaşanan kopuşun tohumu dün atıldı.

Özgür Özel ve saz arkadaşları aynaya bakmadan Foça’ya, Çiğli’ye, belediye başkanlarına ve seçmene parmak sallıyor. Yeni Parti İzmir yönetimi, “Millet iradesini ezdirmeyeceğiz” diyor.

İyi de adayları İzmirliye sorarak mı belirlediniz?

Ön seçim mi yaptınız?

Örgütün sesini mi dinlediniz?

Yoksa Ankara’da oturup “İzmir ne yapsak oy verir” mi dediniz?

“Millet iradesi” yalnızca başkan parti değiştirince mi aklınıza geliyor?

Aday belirlerken millet nerede?

Parti içi demokrasiyi boğarken millet nerede?

İzmir’e yabancı isimleri listenin başına çakarken millet nerede?

Bir de kent hafızasına bakalım…

İzmir Büyükşehir Belediyesi döneminde açılan Kurtuluşumuzun 100. Yılı Anı Evi, 2024 yılında Konak Belediyesine 25 yıllığına tahsis edildi. Konak Belediyesi yapının açık olduğunu söylese de geçici serginin sona erdiğini ve bazı şartlı bağışların sahiplerince geri alındığını kabul etti. Yani teknik olarak “kapandı” demek doğru olmayabilir; ama Anı Evi’nin kuruluşundaki içeriğinin ve hafızasının önemli ölçüde dağıldığı açıktır.

Öte tarafta merkezi iktidar, yaklaşık 140 yıllık eski Alsancak Tekel Fabrikası’nı restore ederek İzmir Kültür Sanat Fabrikası’na dönüştürdü. Reji döneminden kalan endüstri mirasının içinde bugün arkeoloji ve etnografya müzesi, resim ve heykel müzesi, kütüphaneler, sanat atölyeleri ve sergi alanları bulunuyor.

Şimdi hakkaniyetle soruyorum:

Bir tarafta Cumhuriyet ve kurtuluş hafızasını taşıyan bir mekânın içi boşalırken, diğer tarafta yıllarca atıl kalmış tarihî fabrika kültür merkezine dönüştürülüyorsa bunu yazmayacak mıyız?

Yazınca “gizli AK Partili” mi olacağız?

Ben de diyorum ki benim için “gizli AK Partili” diyenler, şimdi neden AK Partililerle fotoğraflar paylaşıyor?

Dün bana parmak sallayanlar bugün kimlerle aynı kareye giriyor?

Dün başkasının selamını bile suç sayanlar, bugün hangi kapılarda hatıra fotoğrafı çektiriyor?

Siyasette fotoğrafa karşı değilim. İnsanlar konuşur, görüşür, aynı masaya oturur. Benim itirazım fotoğrafa değil; ikiyüzlülüğe!

Başkası yapınca ihanet, siz yapınca nezaket öyle mi?

Benim ölçüm rozet değildir.

Benim ölçüm İzmir’dir!

Bu şehir iktidarlara karşı durdukça iktidarlar da İzmir’e bedel ödetti. Bunu da unutmuyorum. 

Asayişten eğitime, sağlıktan deprem güvenliğine kadar İzmir’in ağır sorunlarının tamamı belediyelerin sorumluluğunda değildir. Merkezi iktidarın yıllardır süren ihmalinin hesabı da sorulmalıdır.

Ama CHP’nin her başarısızlığını “iktidar engelliyor” türküsüyle açıklamak da kolaycılıktır.

Belediyeler siyaset arenası değil, hizmet makamıdır.

Vatandaş çöpünün toplanmasına, yolunun yapılmasına, binasının depreme dayanıklı hâle gelmesine, çocuğunun güvenli bir şehirde yaşamasına bakar.

Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’nun parti farkı gözetmeden sahaya çıkması, mahalle ziyaretleri yapması ve üretken belediyecilik vurgusu boşuna ilgi görmüyor.

Peki İzmir’de aynı enerjiyi kaç başkanda görüyoruz?

Çoğu makam odasına kapanmış kibir abidesi muhteremler…

Buradan açıkça söylüyorum:

Bırakın belediye başkanlarını rahat!

Aday gösterilme şekilleri zaten acayipti. Biz de dâhil olmak üzere İzmirli, önüne konulan adaya “keklik” gibi oy verdi. Son iki yılda onların da jetonu düştü.

Bari bundan sonra İzmir kazansın!

Ben Cemil Bey’in AK Parti’ye geçmesini yadırgamayacağım. Açıkça söylüyorum.

Geçer ya da geçmez; bu onun siyasi kararıdır. Benim bakacağım yer, İzmir’e ne kazandırdığıdır.

Ama Cemil Bey’in kadrosundaki o “zehirli sarmaşıkları” AK Parti’nin de fark etmesini diliyorum.

Çünkü sarmaşık, tutunduğu duvarın rengini sormaz.

Bugün CHP’li görünen, yarın AK Partili görünür. 

Dün başkana bağlılık gösteren, yarın yeni güç merkezine yanaşır. Rozetler değişir ama kifayetsizlik, çıkarcılık ve koltuk merakı değişmez.

Cemil Bey’in güvendiği, fakat İzmir’i değil kendi makamını düşünenleri daha önce de yazdım.

Başkanı yalnızlaştıranlar…

Yanlış bilgilerle yönlendirenler…

Kendi hesaplaşmalarını belediye yönetimi hâline getirenler…

İzmir’i bilmeden İzmir adına ahkâm kesenler…

İşte asıl tehlike bunlardır.

Cemil Tugay AK Parti’ye geçerse parti yönetimi yalnızca başkana rozet takmamalı; onun etrafındaki kadroyu da dikkatle incelemelidir. Aksi hâlde yalnızca rozet değişir, İzmir’in derdi değişmez.

Belki yeni bir siyasi tercih Cemil Bey’in o sarmaşıkları budamasına vesile olur.

Belki de olmaz…

Onu da izler, yazarız.

Ben kendi payıma AK Parti’den görmediğim dışlamayı, baskıyı ve susturma çabasını kendisini demokrat ilan edenlerden gördüm. Bu benim yaşadığım gerçektir. Kimsenin hoşuna gitmesi gerekmiyor.

Şimdi herkes birbirine “hain” demeden önce aynaya baksın.

AK Parti, İzmir’e neden hâlâ güven veremediğini düşünsün.

CHP ve Yeni Parti, İzmir’i neden kaybetmeye başladığını düşünsün.

Belediye başkanları kendilerini seçen insanlara hesap versin.

İzmir medyası da fotoğraf albümlerini bırakıp perde arkasında neler döndüğünü araştırsın.

Çünkü İzmir hâlâ her şeyi görüyor.

Hâlâ herkesi not ediyor.

İzmir kendisini terk edenleri belki affeder…

Ama kendisini “keklik” sanıp kandıranları, hafızasını silenleri ve ruhunu anlamayanları asla affetmez!


NOT: Gelecek yazıda 

İzmir’in “kopyala-yapıştırıcı” sözde basını ile olası “rozet değişimlerini” yazacağım.

Bazı “eski” ama “sahte” dostlar kırılacaklar…

Umurumda değil!

Zira onların sahte dostlukları ömrümden iki yıl yedi. Bir fincan kahvenin bile hatırını yok sayanları ben de artık yok sayıyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nadir Sergi’ye Dair Cevapsız Sorular

  İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Milli Kütüphane iş birliğinde hazırlanan “Belgesel Mirasın İzinde: İzmir’in Nadir Eserleri” sergis...