SERGİDEN ÖNCE…
7 Eylül’de kişisel
bloğumda yayınlamıştım “Yanık Yurt” adlı sergi etkinliği hakkındaki
düşüncelerimi. Kendi adıma mutluyum, çünkü dönüşler harika oldu. Bugünün “genç,
kadın, değişimci” siyasi aktörleri bendenizi “yok saymayı” demokrasi
saysa da İzmirli canlarım 35 yıllık emeğimi, onlar gibi silip atmıyor. Karşı
çıksalar da düşüncelerini özgürce dile getiriyor. Çünkü biliyorlar ki, bu
satırların yazarı küfürsüz, hakaretsiz, iftirasız, ithamsız her türlü tepkiyi
baş üstü yapar.
31 Mart’ta
seçilen Cemil Tugay’ın, geçen bunca zamana rağmen “ana kadrosunu”
hala oturtamayışının, kişisel nedenlere dayandığını sanıyorum. Oldukça dar bir “sosyal
çevresi” olduğunu anladık da “etkilendiği” insanların kalibrelerini
de mi anlayamıyor anlamadım!
Eylül ayı İzmir
için oldukça farklıdır 102 yıldır. Çünkü kanlı emperyalistlerin İngiltere
önderliğinde, zavallı Yunan askerlerini nasıl “kullanıp” İzmir ve Ege’yi
kan gölüne çevirdikleri malum. İşgalin ilk günlerinden son gününe kadar, baştan
aşağı İngiltere onay ve kontrolünde, İzmir ve Batı Anadolu’yu Türklerden
arındırmak istedikleri konusunda bir şüphemiz yok. Hatta sık sık adı geçen “yangın
taburları” projesinin de baştan aşağı İngiliz istihbaratına ait olduğunu
biliyoruz. İşgal sonrası İngiliz İstihbaratının Amerikan Konsolosu Horton ile
İzmir’de “eğitilen” Rum ve Ermeni gençlerini, “olası yenilgide İzmir’i tamamen
yaşanmaz hale getirmek” için hazırlık yaptığını bugün bazı sağduyulu Yunan
aydınlar da söylüyor. Hatta Nurettin Paşa’nın gerek Ali Kemal gerekse İzmir
Metropoliti Hrisostomos’un “vahşice linç” ettirmesinde dahi, işgalin son
günlerinde iki yüzlü politika izleyen İngilizlerin parmağı olduğu bir
bilgidir ve objektif araştırmaya muhtaçtır.
Her zaman
söyledim yine söylüyorum. Emperyalist işgalin başladığı 15 Mayıs 1919’dan 1
Eylül 1936 Kültürpark’ın açıldığı tarihe kadar olan “İzmir tarihi” yeniden
masaya yatırılmalı ve tavizsiz bir objektifle yeniden araştırılıp yazılmalı.
Ama bu araştırma ve yazım sadece İzmir kaynakları değil başta Yunanistan olmak
üzere İngiltere, ABD, Rusya, İtalya, Fransa ve İsrail arşivleri de baştan
taranmalı. Bu önerim “ütopya” gibi görünse de ne yazık ki böylesine istekli
bir siyasi irade ülkemizde bir türlü oluşamadığı gibi 31 Mart’ta da gördük ki nepotizmle
feodalizm arasında antidemokratik anlayışla seçilen yerel yönetim
zihniyetlerinin bu öneriyi anlayabileceklerine ihtimal vermem. Çünkü “işi
ehline verme” anlayışı sadece “kandil günlerinde” hatırlanan bir güzel idealden
ibaret.
Dr. Cemil Tugay “Karşıyaka’da” nasıl bir “umut” oluşturmuşsa, 31 Mart 2024’te İzmir’e “büyükşehir belediye başkanı” yapıldı. Her ne kadar bizler oy verip seçtiysek de adı konmayan ve milletin üzerinde “irade” olan 12 Eylül ürünü, “naylon demokrasi” metotları, bize fazla da tercih bırakmamıştı. Sayın Tugay “mazbatayı” alır almaz atamalara başladı. Asla atamalarını yadırgamıyorum, zira kendi çalışma arkadaşlarını tabii ki kendisi seçecek, biz sadece sonuçlara bakarız.
Apikam isimli kuruma da atamalar yaptı Başkan Tugay.
Hayatımın 5 yılını
“başkan danışmanı” 5 yılını da “koordinatör” olarak verdiğim
Apikam benim için ne kadar hassastır defalarca söyledim. Buraya da daha önce
Tunç Soyer’in oldukça sert bir şekilde görevden alıp düz memur olarak
Güzelbahçe’ye gönderdiği müdür vekilini, Tugay yeniden “şube müdürü”
atadı. Hemen beraberinde de aslında “gıda
mühendisi” olan, ama eşiyle birlikte “koleksiyoner” olarak tanınan hanımı
da Apikam’a yolladı. Ancak “müdür şahsın” getirilmesinin bu “hanım ve
eşinin” marifeti olduğunu zaten anladınız. İlginçtir, kendisini “başkanın
danışmanı” olarak gösteren bu hanım kişi, bir anda “müdürü de” yanına
alarak kurumda infaz ve mobbinglere başladı. Örneğin, 2016’den
beri kin duyduğu ve kurumun dijital arşivini yapmış personeli “müdür
arkadaşıyla” sürüverdi. Daha sonra yıllarını Apikam’a vermiş bir memuru de
şeflikten alıp, yerine müdür arkadaşının kankası, kendisi gibi oradan oraya
atanan hanım kızı “şef” yapıverdi. Ancak bu infazların “karar vericisi”
tabii ki “gıda mühendisi ve koleksiyoner” hanım şahıstı.
Bu “danışman”
görünümünde ama gerçekte “danışman” olmayan hanım şahıs, daha sonra İzmir’in
bilmediği ama sadece Cemil Tugay’ın bildiği meziyetlerinden dolayı da
belediyenin en büyük şirketine “Yönetim Kurulu Başkanı” atanıverdi. Hanım şahsın eşi de bir “pratisyen hekim”
ama o da “koleksiyoner”. Boyozdan, lakerdaya İzmir lezzetleri konusunda
yıllardır yazar, konuşur. Bu doktor bey de yakın arkadaşı başkan tarafından bir
şirkete “yönetim kurulu üyesi” atandı ve şirkete ilgilisi
olmayan bir “sanat kurumunda” çalışma odası oluverdi. Tabii tüm bu çalışmalar,
bu çiftin Karşıyaka Belediyesi’nde olduğu gibi İzmir kültür ve tarihini
yansıtan sergiler hazırlamaları içindi. Apikam’ın 15 yıllık personeli,
sadece kurallara ve mevzuata uyduğu için “sürülürken” bu çift kendi sergi
çalışanlarından belediyeye elemanlar da devşirdiler.
Hemen
bir parantez açmalıyım ki yanlış anlama olmasın.
Şahsen, benim şu
anki müdür vekiline de Cemil Tugay’ın getirdiği “çifte de” bir kinim yok. Tam
tersi danışmanlığım zamanında düz bir araştırmacıyken müdür vekiline nasıl
destek olduğumu her şekilde kanıtlarım. Kendi unutsa da vefa duygusu olmasa da
Apikam’da “Yıldız Sarayı Albümleri” kitabının nasıl yayınlandığını, kendisinin
bir ara kitap telifi yüzünden belediyeyi mahkemeye vermek istediğini hatırlatmak
isterim. Apikam’dan kabul görmeyen kitabının yayını için nasıl uğraştığımı,
arkadaşıyla birlikte Yıldız Sarayı arşivine nasıl gittiğini ben unutmadım. Aziz
Kocaoğlu ve Aysel Özkan hayattalar. Ama “müdür vekili” olduğu ilk haftada
bana hakaretlerini, hele Tunç Soyer’le gelen bir danışmanına, ki yıllarca
dostumdu, beni nasıl hedef ettiğini, “başkan tahsisiyle” verilen odamı nasıl ve
hangi üslupla boşaltmaya kalktığını da unutmadım. “İzelman Yayınlarını”
kurduğumda, Başkan Tunç Soyer’e doğrudan bağlı çalışırken, kendi sosyal
medyasında beni engelleyip, adımı kullanmadan bana ettiği hakaretleri de
unutmadım, o hakaretleri daha sonra sildiğini de. Üstelik 2023 Kasım ayında
Apikam’dan Tunç Soyer “oluru” ile yayınlanan “Kurtuluşun 100. Yıl Dönümünde
İzmir” kitabıyla “Başkan Soyer’e” güzellemeleri de bugün kaldırılmadıysa kitap
arşivindedir. Bu konu inanın çok uzun çünkü rahmetli Oktay Gökdemir
döneminde, Prof. Engin Berber ile Güzelbahçe Belediyesi’ne yazdığı kitap da
epey tartışma konusuydu. Rahmetli Piriştina zamanında “İkema”
kurulurken, ihtimaldir, Konak Kaymakamı olan babasının ricasıyla kuruma giren
kardeşimizin bilmesi gereken “herkesin hafızası” konjonktürel
değildir olacak. Son müdürlüğüyle ilgili
yazılacak çok ayrıntı var ama bugün değil.
Gelelim
“koleksiyoner çifte”, şahsen kendilerini çok uzun zamandır tanıyan biri değilim.
Sanıyorum varlıklarından haberdar olmam 2017’ye dayanıyor. Aralık 2017’de
yayınlanan Atlas Tarih Dergisi bir ek vermişti. “Bir
Osmanlı Kentinin Modernleşme Adımları, 19. yüzyılda İzmir” adını taşıyordu
bu “kitapçık”. Aman yanlış anlaşılmasın, adıyla müsemma bir kitapçık
değildi bu, o tarihlerde İzmir’de “Mahall Bomonti” adıyla devasa bir
inşaat başlıyordu. Tarihi “Bomonti Bira Fabrikası” arazisi üzerindeydi
bu “kapitalist” inşaat ve ne hazindir 9 Eylül 1922’de gözleri İzmir’e
açık şehit olan 4 askerimizin şehitliğine de “kara gölge” olacaktı. İşte
bu hanım şahıs Aybala Yentürk, Türkerler Holding’in bu inşaatını Türkiye’ye
şirin, tarihe saygılı falan gösterebilmek için kaleme almıştı bu kitapçığını.
İçinde bazı tartışmalı satırlar da olsa, yararlandığı kaynaklar içinde Apikam
yayınları da vardı. Eşi Beyefendi Nejat Yentürk ise, sadece araştırmalarına
bakan, öyle tartışmaların içinde olmayan, dedikodu yapmayan bir insan izlenimi
bırakmıştı bende. Yakın dostları içinde bazı “tüccar tarihçiler”
olsa da onlar kendisini her ortamda çırak çıkarsa da bildiğini bildiğince yapan
yazan yetenekli bir insandı gözümde. Hatta Nejat Yentürk’ün “İzmir
lezzetleri ve mutfağı” konusundaki bilgilerine her zaman hayran oldum,
olacağım.
Aybala ve Nejat
Yentürk çifti koleksiyonerliklerini “sergicilikle “taçlandırdılar Cemil
Tugay’ın Karşıyaka Belediyesi Başkanlığında. 2022 ve 2023’te Karşıyaka
Bostanlı’da açtıkları iki sergi, gerçekten takdire değerdi. Yürekten destekledim
zira o yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi “100. Yıl Sempozyumu” skandalına
zemin olmuştu ve bazı sorunlar da yaşanmıştı. Ama Karşıyaka, bu iki sergiyle
İzmir’de dikkat çekmişti.
Fakat ne yalan
yazayım ki şu söz var ya şu söz, hani “gördüğüne aldanma duyduğuna inanma”
diye? Arkadaş, bir söz bu kadar doğru
olabilir mi?
31 Mart süreci
sonrası Apikam’da “kendi izole” yapılarını kurup, Apikam’ın yılların yarattığı
uzman kadro ve anlayışını insanlık dışı yok edip kolları sıvadıklarında, ben
dahil ilgili herkes “acaba 9 Eylül’de sergi açacaklar mı? Karşıyaka gibi mi
olacak yoksa daha muhteşem mi” diye bir soru sormuştuk. Hatta 16 Nisan’da
Başkan Tugay’la konuşurken konu açılmıştı. Başkan Tugay bana “Yentürkler de
sergi açacaklar” demişti. Ben de desteklemiştim, nereden bilebilirdim
Apikam’ın ayarlarıyla oynayacaklarını? Ben
boş yazmıyorum, bir göreve bazı kin ve intikam duygularıyla gelinirse sonuç
büyük trajedi olur. Yıllarca Apikam’ın neredeyse tüm etkinliklerine gelen,
panellerini dinleyen, sergilerini gezen, yayınlarını edinen Nejat Yentürk’ün asıl
amacını şahsıma yolladığı bir mesajda apaçık görmüştüm. Ne diyeyim Allah
kimseyi kibirle imtihan etmesin.
Ben bu özel
mesajı burada paylaşmayacağım. Ancak son 20 yıla bu kadar tek yönlü tepki duyan
ve kendince ürettiği veya tüccar çevresinden edindiğini sandığım önyargılı
bilgilerle donanan bir “uzmanın”, göreve geldiğinde muhteşem üstü işler yapmasını
beklemek yanlış olmaz.
Biz merak
ederken bir gün bir emekli yurttaş bir fotoğraf yolladı bana. Sahil Bulvarında
tramvay durağında çekmiş fotoğrafı. Görür görmez kan beynime çıktı…. Büyük
gizlilik içinde hazırlanarak açacakları serginin adı “Yanık Yurt” zamanı
9 Eylül haftası…
Bir önceki
yazımda itirazlarımı belirttim ve sergiyi gezdikten sonra yazacağımı da
söylemiştim. Ama bir kez daha belirtmeliyim ki Başkan Cemil Tugay’ın ilk “9
Eylül” deneyimi hatta “fuar” deneyimi tarihe hiç de iyi geçmeyecek. Hayatım
boyunca yaşadığım en sıradan, en sönük 9 Eylül’dü 2024 9 Eylül’ü. Hele de
sergi…
…VE “SERGİYE”
GİTTİM!
Serginin adını “Yanık
Yurt” koymuşlar… “Yanan” yurt ne demektir, tam olarak neresi anlatılmak
istenmektedir? Yanan “yurt” İzmir ise İzmir’in “yanmayan” yerleri “yurt” değil
midir? Şeklinde sorular sorabilirdim ama sormayacağım. Açıkça itiraf
ediyorum ki her şeye rağmen, zamanlama faciasına rağmen, Nejat Bey’in “20
yıldır bir şey yapılmıyor” mealinden “9 eylüle bomba gibi bir sergi
hazırlıyoruz. Önceki sergiden bambaşka bir yaklaşımla. Bol sürprizli. Yeni.
Sarsıcı” mesajına istinaden bekledim “sarsılmayı” ve “sürprizleri”?
Yukarıda da
yazdım ya, eğer bir yapılanı beğenmiyorsan, yaptığın yapılanların önüne
geçmeli. Peki bu sergide “sarsıcı” ne var? Ya sürpriz? Şimdi sizi serginin
açılışına götüreyim.
Açılışında
bakın “büyük küratör” Nejat Yentürk ne buyurmuş: “Ben, emekli bir
hekimim. 32 yıllık meslek hayatımda, bir kişi dışında İzmir’in başından bir
yangın geçtiğini bilen yoktu. Bizim müfredatımız unutmak ve unutturmak
üzerineydi. Benim buna itirazım vardı. Bu yaşananları belgelemek üzere belge,
obje, kitap, fotoğraf ve evrak toplamaya başladım.”
Ne anladınız bu
tespitte? Müthiş bir özgüven ve kibir. 32 yıllık hekim. Tarih araştırmacısı
değil. Ve 32 yılda İzmir yangınını bilen sadece bir kişi olmuş? Kimmiş acaba o
kişi? Son 32 yılda İzmir’de, Türkiye’de, hatta Yunanistan ve dünyada “İzmir
yangını” konulu çalışma yapan yok! Ta ki Cemil Tugay Başkan, Nejat Bey de
“küratör” olunca öğrenmişiz yangını. Hani AKP, kendinden önce Türkiye’de
“ambulans” bile olmadığını iddia ederdi ya? Peki Bay Nejat, sergi açtığı
kurumda artık yaşamayan ama “tarihçi” olan Oktay Gökdemir’in “İzmir Yangını”
ile ilgili çalışmalarını ve hazırladığı belgeseli biliyor mu? Tabii biliyordur
ama onlar ne ki? Nejat Yentürk ortaya çıkıncaya kadar hem de 32 yıldır
bildiklerimiz hep fasarya, Nejat Bey, Aybala Hanım geldi “yangın söndü”!
Allah’ım aklımı korusun.
Kent Arşivi ve
Müzeler Şube Müdür Vekili Dr. Serhan Kemal Saygı neler buyurmuş?
Apikam’ın kurulduğundaki ilk personeller arasındaki Kemal Saygı? Apikam’da Fikret
Yılmaz, Oktay Gökdemir, Ayşe Üngör dönemlerini fiilen bilen Kemal Saygı
neler söylemiş muhteşem hitabında? “Bugün APİKAM olarak çok heyecanlıyız.
Sergi salonumuzda yeni bir sergiye ‘merhaba’ diyoruz. Yanık Yurt, her şeyden
önce bir araştırma sergisidir. Serginin meydana getirilmesi için APİKAM Arşivi
başta olmak üzere Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerinden, çok sayıda yerli ve
yabancı arşivden ve koleksiyonerlerimiz Yavuz Çorapçıoğlu arşivi ile Nejat
Yentürk koleksiyonundan yararlanılmıştır. Yanık Yurt, Büyük İzmir Yangınına ve
Batı Anadolu’da çıkan yangınlara yeni bakış açıları getirtmeyi ve yeni tarihsel
yaklaşımlara kapı aralamayı amaçlamaktadır. Bir diğer hedefi de söz konusu
yangınlar hakkında henüz gündeme gelmemiş soruları sormayı ve yeni
araştırmaların oluşmasına aracılık etmektir” demiş.
Vay be…
Bu nasıl bir
hafıza yıkamaktır? Bu nasıl bir geçmişi silmek eylemidir? İzmir Yangını meselesi yıllardır gündemden düşmeyen bir konu,
filmler yapıldı, kitaplar yazıldı? Peki nasıl olur da aşağıdan yukarıya
tırmanan bir insan, tırmandığı süreçleri bir anda yok sayar ve başta Başkan
Tugay olmak üzere sergide alkış tutan herkes yutar!
Apikam
kurulduğundan beri “Kent ve Ticaret” “Kent ve Sağlık” ve “Kent Ulaşım”
sergileri açtı. Buca’da Kemal Saygı’nın da çalıştığı “Göç ve Mübadele Evi”
açtı… Bunun yanında, bahçede yaratılan sergi salonundan çok sayıda sergi açıp
objeler sergiledi.
Ama bunlar şu
anda Apikam’ın web sitesinden nankörce kaldırılmış. “Yanık Yurt” sergisi
dışındaki eski sergilerle ilgili bilgiler, açık sergiler yok olmuş. Sayın Cemil
Tugay’ın böylesine kin ve intikam hissiyle yönetilen kentin komik kurumuna seyirci
kalmasını dehşetle karşılıyorum.
Yani şu mudur?
Aybala ve Nejat Yentürk ile Kemal Saygı olmasaydı “Apikam” olmazdı? Korkarım
yakında ateşi ve tekerleği de kendilerinin bulduğunu iddia edecekler!
Biliyorum uzun
bir yazı oldu ama, bu konuyu da burada noktalamak istediğim için. Çünkü “mücadelem”
başka bir yola girecek. Serginin açıldığı gün, kurum müdürünün, kurum
güvenliğini sağlayan belediye çalışanlarına bir kap yiyeceği esirgemesi, söyleyenlere
“bunun sırası mı” demesi doğru mu? Fakat her şeye rağmen Büyükşehir
Belediyesinde Altan İnanç gibi dünü bilen insanlar var da güvenlik
görevlilerine “ikinci sınıf” muamelesi yapılamadı.
Sergiye
gelince…
Değişik
kaynaklardan ve illaki “Yentürk arşivinden” alındığı söylenen görsellerle
oluşan sergi. “Vapuraki” ve diğer üç beş objenin hepsi daha önceki
sergilerde sergilendi. Fotoğrafların pek çoğu da zaten biliniyor. Ama
burada özellikle bir ayrıntı var ki bunun adı “Cemil Tugay ve Karşıyaka’ya
güzelleme midir” anlamadım. 10 Eylül 2024 günü Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e
gelişini teğet geçen Belediye ve Apikam, bu sergide Mustafa Kemal’in İzmir’e
girişini yok sayarak doğrudan Karşıyaka’ya götürüvermiş.
Fotoğraf
altlarının dikkatle okunması istemediğinden yazıların puntosu küçük zaten
kasvetli olan sergi salonunda koyu renk ağırlığı hâkim. Dışarıdan bakıldığında
“boşluklar” fazla göze çarpıyor. Tarihsel süreç tamamen onun bunun anılarından derlenmiş.
Fotoğraflardaki Osmanlıca cümlelerin günümüz Türkçesine çevrilmesi
düşünülmemiş. Sergi salonunda “yanık kokusu” kesinlikle duymadım ki sanıyorum
salon dolunca koku veriliyor.
Nejat Bey’in
“sarsıcı” dediği sergi buysa Karşıyaka’da açtıkları iki sergi neydi acaba?
“Kent ve
Ticaret” “Kent ve Sağlık” ve “Kent Ulaşım” sergilerindeki profesyonellik ve
“ortak akıl” “Yanık Yurt” sergisinde zerre olmayan özellikler. Hatta 2014-2019
arası bahçede açılan “belge, yayın ve obje” sergilerine “amatörce” diyenlerin
bu sergiyi gezdikten sonra ne düşüneceklerini bilmiyorum.
Kültür Sanat
Dairesi başkanı “turizmci”, sergi küratörleri “gıda mühendisi” ve “pratisyen
hekim”, Kent Tarihi meçhul, yayınlar bitmiş. Yok bitmemiş, eminin Apikam
üçlü yönetimi, yayın işine de el atar. “Sen ben bizim oğlan” mantığı
ile yayın kurulları oluşturulur hatta üye olarak da “100. Yıl Sempozyumu”
skandalına imza atanlar da seçilir. E ne diyelim koskoca Apikam yıllardır
“Boyoz Nasıl yapılır” kitabını basamadı, ne ayıp!
SON SÖZ
Bu satırları ve
hatta daha başka satırları da hakkettiler. Lakin 35 yılını İzmir Basınına
vermiş ve meslekten 2013’te sürülürken yapayalnız kalmış bir gazeteci olarak
artık minnet duyduklarıma da selam verdiklerime de sevgi saygı beslediklerime
de güvenimi yitirdim. Çünkü bu zihniyet insanlık onurunu da hiçe sayıyor.
Kızgın oldukları kişiye dürüstçe cevap vereceklerine türlü yalan ve iftira ile itibar
katilliğine soyunuyorlar. Bu dönem yeni başkanların biri hariç neredeyse
hepsinde tarihte eşi görülmemiş bir kibir var. Kendilerinden önce ne varsa yok
sayan bir anlayış öncelikle kendi akıbetlerini gölgelemeye başladı.
Ben artık “serbest
ve özgür” gazeteciliğe döndüm. Cemiyet de tanımam parti de… “Hak
bildiğim yolda” yürümeye devam edeceğim. Bundan sonra dosta dost,
düşmana ise kahır olacağım. Hem de kim olursa olsun… Kişi başka kişiyi
eleştirmeden önce aynada kendine özeleştiri yapsın. Ben bu yazıyı kaleme
almadan iki gün düşündüm.
O koltuklardan
kimler geçti kimler geçecek… Önemli olan “gök kubbede hoş sada bırakmak”
olmalı.
Ve diliyorum Cemil
Tugay Beyefendi gözlerini ve kulaklarını halkına doğru açar. Çünkü aksi
durum onu tarihin tozlu raflarına taşır. Ve emin olsun “yapayalnız”
taşır…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder