Eskiden iki insan kavga eder, küserdi. Ama ikisi de neden kavga ettiğini bilir, “son sözünü” karşısındakinin yüzüne söylerdi.
Şimdi öyle mi?
Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırından habersiz
kalabalıklar, şahsi menfaatleri uğruna sosyal medya denilen şeytanın
değirmenine su taşıyor.
Bir kez bile görüşmediğiniz, telefon numarasını bilmediğiniz
biri sizi sosyal medyada “engelliyor” mesela…
Bana aptalca geliyor!
Nedenini açıklamadan bir insana küsmek, onu dinlemeden
sosyal infaza kalkışmak ne kadar insani? Yoksa şeytani mi?
Son üç dört yıldır bunları çok yaşıyorum. Üstelik bazı
“tipler” de bu ortamı köpürtüyor; birinden aldığını ötekine taşıyor,
kırgınlıklardan menfaat devşiriyor.
Ama ben bu tuzağa düşmeyeceğim.
Bazı istisnalar dışında, gözlerinin içine bakmadan kimseyi
sosyal infaza tabi tutmayacağım.
Gelelim Esat Erçetingöz’e…
Gazetecilikte 53 yılı geride bırakmış, gerçek anlamda “usta” olması gereken bir gazeteci. Tanıyorum ama uzaktan… Telefonunu bilmem, oturup bir çay içmişliğimiz, iki lafın belini kırmışlığımız yok.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi olduktan
sonra kendi alanının dışında da epey “popüler” oldu. Benimle hiçbir iletişimi
olmadığı halde sosyal medyada beni engelledi.
İnanın güldüm geçtim!
2024 yerel seçimlerinden, Cemil Tugay’la aramın
bozulmasından ve özellikle Lunapark’ın yıkılmasından sonra Esat Erçetingöz’ün
hakkımda sağda solda garip sözler söylediğini duydum. İGC’yi eleştirdiğim
dönemde bunların arttığı da kulağıma geldi.
Ama hem kendime sordum, hiç tanımadığım biri, tanımadığı ben
hakkında, tanıdığım ve “arkadaş” sandıklarıma konuşurken, neden kimse bir
karşılık vermemiş?
“Cevap vermeyecek misin?” diyenlere hep aynı şeyi söyledim: “Nasıl
cevap vereyim? Tanımıyorum, hiç konuşmadım; derdinin ne olduğunu da
bilmiyorum!”
Kin beslemedim, düşmanlık yapmadım…
Şimdi gelelim asıl meseleye.
İzmir’in önemli isimlerinden Sancar Maruflu, beş yıl önce
hayatını kaybetti. Yaşarken Gazi Heykeli’nden Behçet Uz’a, Saat Kulesi’nden
Fuar’a, Halkapınar Şehitliği’nden 9 Eylül’e kadar kent kimliği açısından önemli
günlerde açık hava toplantıları düzenlerdi.
Ne gariptir ki o toplantılar çoğu zaman boş kalırdı!
Bugün “Sancar Baba” diyenlerin, Saat Kulesi anmasına
koşanların birçoğu o günlerde ortada yoktu. İzmir’in nazar boncuğu HİSDAŞ
batırılırken de herkes üç maymunu oynuyordu.
Bildiğim için söylüyorum:
Sancar Maruflu, 1993’ten ölümüne kadar haftada en çok
konuştuğum insanlardan biriydi. Okan Yüksel’le ayrılmaz ikiliydiler. Okan
Yüksel de Sancar Maruflu’dan dört yıl sonra aramızdan ayrıldı.
Bu nedenle Esat Erçetingöz’ün Saat Kulesi anmasında dile
getirdiği “vasiyet” iddiası beni ikna etmedi. Sancar Maruflu’nun anma takvimi
yalnızca Saat Kulesi’nden ibaret değildi. Gazi Heykeli anması yok sayılacak ama
Saat Kulesi özellikle vasiyet edilecek, öyle mi?
Sancar Baba mezarından kalkıp konuşamayacağına göre bunu
sorgulamak gerekir!
Günlerdir asıl araştırdığım mesele ise Sancar Maruflu’nun
arşiviydi.
İddiaya göre, rahatsızlığından önce bazı eşyaları rahmetli Kemal
Zorlu’nun, iyi niyetiyle bir depoda korumaya alınmıştı. Sancar Maruflu’nun
vefatından sonra oğlu Cevat Maruflu depoya giderek bazı eşyaları almış,
bazılarını bırakmıştı. Bir başka iddia da arşivi Esat Erçetingöz’ün aldığı
yönündeydi.
Esat Erçetingöz’e düşmanlık etseydim, araştırmadan bunu da
yazardım.
Yazmadım!
Çünkü araştırdım. Rahmetli Kemal Zorlu’nun çevresinden ve
deponun boşaltılmasına nezaret edenlerden aldığım bilgilere göre, Esat
Erçetingöz’ün o depoya gittiğine ilişkin bir bilgi yok.
Biraz daha araştırınca Sancar Maruflu’nun özellikle fotoğraf
arşivinin tamamına yakınının İzmir’in tanınmış bir antikacısına satıldığı
bilgisini aldım ve farklı kaynaklardan hatta antikacı dostumdan bizzat teyit
ettim.
Bu arşiv antikacıya nasıl düştü?
Kim sattı?
Neden İzmir’e ait böylesine önemli bir hafıza korunmadı?
Şimdilik bilmiyorum. Rivayet muhtelif, araştırmam sürüyor.
Ancak Esat Erçetingöz hakkında başka bir iddia var:
Okan Yüksel’in fotoğraf arşivini İzmir Gazeteciler
Cemiyeti’ne taşıdığı söyleniyor.
Bu iddia doğru mudur?
Arşiv gerçekten İGC’de midir?
Koruma altına alınmış, tasnif edilmiş ve kamuoyunun
yararlanmasına açılmış mıdır?
Esat Erçetingöz’e düşen, sosyal medyada insanları
engellemek değil, bu sorulara açıkça cevap vermektir. Açıklarsa, cevabını da
aynen yayımlarım.
Çünkü mesele şahsi kavgalarımız değil, İzmir’in hafızasıdır!
Bugün kent kimliği, İzmir’in tarihini bilmeyen menfaat
çevrelerinin kıskacındadır. Biz anadan doğma İzmirliler ise kendi yurdumuzda
garip kaldık.
Vefasızlık çok, cehalet diz boyu, riyakârlık moda…
Söylesek tesiri yok!
Ama sussak gönlümüz razı değil…
Hasan Tahsin Kocabaş
hasantahsink@gmail.com
WhatsApp Mesaj: 05401968178




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder